Yukarı Çık
Ana Sayfa | English
Androloji Bülteni Cilt: 22 Sayı: 3

 




: 22 (3)
Cilt: 22  Sayı: 3 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Reviewers

Sayfalar II - III

3.
Başkan'dan
From the President

Sayfa IV

4.
Editör'den
From the Editor

Sayfa V

5.
İçindekiler
Contents

Sayfa VI

ORIJINAL ARAŞTıRMA
6.
Alkol ve sigara kullanımının infertil erkeklerde semen parametreleri üzerine etkisinin araştırılması
Investigation of the effects of alcohol and tobacco use on semen parameters in infertile men
Göksun Demirel, Tulay Irez
doi: 10.24898/tandro.2020.68815  Sayfalar 149 - 153
AMAÇ: Üreme çağındaki çiftlerin %15’ini etkileyen infertilite; 12 ay ve daha uzun süreli korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik oluşmaması durumudur. Tüm infertil olguların yarısından erkek infertilitesinin sorumlu olduğu bilinmektedir. Günümüzde değişen yaşam şartları ile infertilite görülme sıklığının son 50 yılda % 30 oranında arttığı ve sperm konsantrasyonunun %50 oranında azaldığı bilinmektedir. Yapılan retrospektif çalışma ile infertil erkeklerde alkol ve sigara kullanımına bağlı olarak semen analiz sonuçlarının değerlendirilmesi ve fertilizasyon başarısı için yol gösterici etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Çalışmamız kapsamında en yaygın sağlığa zararlı alışkanlıklardan ikisi olan sigara ve alkol bağımlılığı ve bunların erkek infertilitesine etkileri üzerine retrospektif bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Tütün içimi dünyada oldukça yaygındır; üreme ve cinsel fonksiyon üzerinde iyi bilinen yan etkiler göz önüne alındığında ciddi bir sağlık problemidir. Alkol tüketimi sıklıkla sosyal olarak kabul edilebilir olarak düşünülmektedir ancak gonadal fonksiyonun olumsuz etkileri son yıllarda sıklıkla rapor edilmektedir. Bu çalışmada infertilite tedavisi için Biruni Üniversitesine başvuran 426 infertil erkek hastanın alkol ve sigara tüketimi ile semen kalitesi arasındaki ilişki semen analizlerinden elde edilen verilerin istatistiksel analiz yöntemleriyle saptanmıştır. Çalışmamız bağımsız iki grup ortalamasını test eden Student t testi ile karşılaştırılmıştır.
BULGULAR: Alkol ve sigara kullanan bireylerin FSH miktarlarının, alkol ve sigara kullanmayan bireylere göre anlamlı azalış gösterdiği ve sperm motilitesinde alkol ve sigara kullanıcılarında anlamlı bir azalış tespit edilmiştir.Yıkama sonrası sperm sayılarında alkol ve sigara kullanıcılarında dramatik bir azalış belirlenirken sadece sigara kullanıcısı olan bireylerin semen analizleri değerlendirildiğinde özellikle sperm hızının anlamlı bir şekilde düştüğü gösterilmiştir.
SONUÇ: Sonuçlarımız sigara kullanımının semen hacmi üzerinde anlamlı bir azalma meydana getirdiğini göstermektedir. Bu çalışmadan elde edilen veriler ışığında, alkol ve sigaranın kısa süreli etkilerinin özellikle sperm fonksiyonları üzerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda elde edilen verilerin, daha fazla örnekle yapılacak daha kapsamlı çalışmalara zemin oluşturacağına inanmaktayız.
OBJECTIVE: Infertility is the inability to conceive after a 12 months and longer of having unprotected intercourse and it affects 15% of couples who are in their reproductive ages. Male infertility is responsible for half of all infertile patients. It is know that over the past 50 years infertility rate has increased by 30% and human sperm concentration showed a 50% decrease... The aim of this retrospective study was to evaluate the results of semen analysis and to determine the guiding effects of fertilization for alcohol and tobacco use in infertile males.
MATRERIAL and METHODS: We performed a retrospective study on two of the most common unhealthy habits tobacco and alcohol addiction, and their effects on male fertility Tobacco smoking is remarkably common in the world; a wide health problem, given the well-known ill-effects on reproductive and sexual function. Alcohol consumption is frequently noted socially acceptable, but its negative effects of gonadal function have been systematically reported in the last years. Alcohol consumption is often considered socially acceptable, but negative effects of gonadal function are frequently reported in recent years.In this study, the relationship between alcohol and cigarette consumption and semen quality of 426 infertile male patients who applied to Biruni University for infertility treatment was determined by statistical analysis methods of syllable analysis. Our study was compared with the Student t test, which tested the independent two-group averages.
RESULTS: The levels of FSH in alcohol and cigarette users were significantly lower than those in smokers and non-smokers, and sperm motility was significantly decreased in smokers and smokers. A dramatic decrease in alcohol and smokers was observed in sperm counts after washing, but it was shown that especially sperm rates of smokers decreased significantly only when the semen analysis of individuals who were smoking users were evaluated.
CONCLUSION: Our results show that smoking caused a significant decrease on semen volume. In the light of the data obtained from this study, it was understood that the short-term effects of alcohol and smoking were especially on sperm functions. We believe that the data obtained as a result of this study will provide a basis for more comprehensive studies with more examples.

7.
Kronik pelvik ağrı sendromu/tip 3 prostatitli infertil hastaların serum ve ejakülat inhibin B seviyelerinin değerlendirilmesi
The evaluation of serum and ejaculate inhibin B levels in infertile patients with chronic pelvic pain syndrome/type 3 prostatitis
Usupbaev Akylbek, Rysbaev Bolotbek, Stambekova Kanyshai, Baisalov Mirbek, Kuzebaev Ruslan, Jandraliev Ramis
doi: 10.24898/tandro.2020.80388  Sayfalar 154 - 158
AMAÇ: Spermatogenezin hormonal düzenlenmesi son derece önemli olup inhibin B gibi Sertoli hücrelerinin etkinliğini yansıtan peptidlerin seviyesi özelikle önem arzetmektedir. Follikül uyarıcı hormon (FSH) ile karşılaştırıldığında inhibin B’nin erkek fertilite bozukluğunu ortaya koymada daha erken bir endokrin belirteç olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı kronik pelvik ağrı sendromu/tip 3 kronik prostatitli infertile olgular ile sağlıklı erkek olgularda ejekülat ve surumdaki inhibin B seviyelerinin araştırılmasıdır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Bu çalışmada yaşları 22–45 yıl arasında olan KPAS/ tip 3 kronik prostatit tanılı 136 olgu değerlendirilmiştir. Bütün hastalar iki gruba ayrılmışlardır. Birinci grup KPAS/Tip 3A kronik prostatitli 96 hastayı içermiştir. İkinci grup ise KPAS/Tip 3B tanılı 40 hastayı içermiştir. Kontrol grubu ise yaş eşleştirilmiş 20 fertil erkekten oluşmuştur.
BULGULAR: Bu çalışmanın sonuçları KPAS’lı olgularda inhibin B’nin serum seviyelerinin fertili gruba göre (307,7±81,5 pg/mL), anlamlı olarak daha düşük seviyelerde (105±27,9 pg/mL) olduğunu göstermiştir (p<0,001). Aynı zamanda, inhibin B seviyelerinin tip 3A ve tip 3B arasında anlamlı olarak farklı olmadığını tespit ettik (sırasıyla 106±29 pg/mL ve 101,6±24,2 pg/ mL, p>0,05). Benzer sonuçlar sperm konsantrasyonu ve inhibin B seviyeleri sözkonusu olduğunda KPAS ve sağlıklı kontrol grubu arasında saptanmıştır (KPAS’ta 96,1±30,9 pg/mL, sağlıklı kontrol grubunda 303,5±75,4 pg/mL, p<0,001).
SONUÇ: Sonuçlarımıza göre inhibin B’nin serum ve sperm plazma sonuçlarının KPAS’lı olgularda fertil kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük olduğu görülmüştür. Aynı zamanda bu belirtecin tip 3A ve 3B hastaları arasında anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır.
OBJECTIVE: The study of the hormonal regulation of spermatogenesis is important, in particular, the level of peptides that directly reflect the Sertoli’s cells activity, which include inhibin B. It demonstrates that in comparison with FSH, inhibin B has been shown to be an earlier endocrine marker of fertility disorder. The aim of our research was to study the inhibin B content in the blood serum and ejaculate of healthy men and men from infertile couples suffering from chronic pelvic pain syndrome/Type 3 prostatitis (CPPS/Type 3 prostatitis).
MATRERIAL and METHODS: We examined 136 infertile patients with CPPS at the age of 22–45 years old. All patients were divided into 2 groups. The 1st group included 96 patients with CPPS/Type 3A category. The 2nd group included 40 patients with CPPS/Type 3B. The control group consisted of 20 healthy fertile men, equitable in age.
RESULTS: The results of our research indicate that the level of inhibin B in the blood serum in the general group of patients with CPPS, amounting to 105±27.9 pg/mL, was significantly lower compared to fertile men (307.7±81.5 pg/mL, p<0.001). At the same time, we did not find significant differences in the concentration of this biomarker among patients of type 3A and type 3B groups (106±29 pg/mL and 101.6±24.2 pg/mL, respectively, p>0.05). Similar data were obtained with respect to the concentration of sperm inhibin B, the level of which among infertile men with CPPS, amounting to 96.1±30.9 pg/mL, was significantly lower in comparison with the group of healthy men (303.5±75.4 pg/mL, p<0.001).
CONCLUSION: According to our data, the level of inhibin B in blood serum and sperm plasma in patients with chronic nonbacterial prostatitis was significantly lower compared to fertile men. At the same time, we did not find significant differences in the concentration of this biomarker among patients of IIIA and IIIB groups.

8.
Farklı kalp hastalığı tanılı Türk kadınların cinsel fonksiyonlarının hastalık öncesi ve sonrası eşleri ile birlikte değerlendirilmesi: Kontrol gruplu çalışma
Assessment of sexual functions of Turkish women with different heart diseases before and after disease with their spouses: A study with a control group
Ahmet Şalvarcı, Atiye Kaytazoğlu, Ali Sami Gürbüz, Mehmet Balasar, Tevfik Fikret İlgenli, Mehmet Çolakoğlu
doi: 10.24898/tandro.2020.24196  Sayfalar 159 - 166
AMAÇ: Farklı kalp hastalığı olan Türk kadınları ve eşlerinin cinsel yaşamları sorgulanacaktır. Hastalık öncesi, sonrası ve kontrol grubuyla farklar değerlendirilecek.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Hastaların ve eşlerin ürolojik, hastaların kardiolojik, kadın doğum muayeneleri yapıldı. Tümünün hormonal, biokimyasal, mikrobiolojik değerlerine bakıldı. Beck depresyon envanteri (BDÖ) ile psikolojik durumları değerlendirildi. Kalp hastası kadınların Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) ile fiziksel performansları değerlendirildi. Kadın cinsel işlev ölçeği (FSFI), uluslar arası erektil işlev formu (IIEF) Türkçe versiyonu ile cinsel yaşamları sorgulanıldı. BDÖ >17 olan hastalar çalışmaya alınılmadı.
BULGULAR: Anjina pektoris, anjio, stent, kalp pili, bypass cerrahisi, mitral, aort kapak cerrahisi, akut myokard infaktüsü, konjestif kalp yetmezliği, kardiomyopati tanılı n=60 kadın incelenildi. Menopoz, kalp hastalığı ve ek komorbiditesi olmayan n=45 kadın ve eşleri kontrol grubu olarak seçildi. Hastalar ve kontrol grubunda erkek yaşları, menstrial siklus, sigara içme oranı, FSH,LH, E2, PRL, TT, TSH, ST3, ST4 değerlerinde anlamlı (p>0.05) farklılıklar gözlenilmedi. ECOG derecesi kontrol grubunda p<0.05 yüksekti. Hastaların total FSFI skoru kontrol grubundan p<0.05 düşüktü. Hastaların eşlerin total IIEF skoru kontrol grubundan p<0.05 düşüktü. Hasta grubunda BDÖ toplam skoru kontrol grubundan p<0.05 yüksekti.
SONUÇ: Farklı kalp hastalığı tanılı Türk kadınların ve eşlerinin kontrol gruplarına göre cinsel fonksiyon bozukluklarının belirgin yüksek olduğu gözlenildi. Hastalık tanısı konulunca, invaziv, noninvaziv yaklaşımlar sonrası, erken, geç dönemde eşlerin cinsel yönden takibi ve güvenli cinsel yaşam destek bilgisi verilmesi önemlidir.
OBJECTIVE: The sexual lives of Turkish women with different heart disease and their spouses will be questioned. Differences will be evaluated with the control group before and after the disease.
MATRERIAL and METHODS: The patients and their spouses underwent urological examinations and cardiological and obstetrics examinations of patients were performed. The hormonal, biochemical and microbiological values of all patients and their spouses were examined. Their psychological status was evaluated with Beck Depression Inventory (BDI). Physical performance of women with heart disease was evaluated with Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG). Their sexual lives were assessed with the Turkish version of the Female Sexual Function Scale (FSFI) and the International Erectile Function (IIEF) form. Both male and female patients with BDI> 17 were excluded from the study.
RESULTS: A total of n= 60 women with angina pectoris, who underwent angiogram, stent, pacemaker, bypass surgery, mitral, aortic valve surgery, had acute myocardial infarction, congestive heart failure, and cardiomyopathy were studied. N = 45 women without menopause, heart disease and additional comorbidities and their spouses were selected as the control group. In patients and control groups, no significant differences were observed in terms of the age of men, menstrual cycle, smoking rate, FSH, LH, E2, PRL, TT, TSH, ST3 and ST4 values. The ECOG rate was higher than p <0.05 in the control group. Total FSFI score of the patients was p <0.05 lower than the control group. The total IIEF score of the spouses of the patients was p <0.05 lower than the control group. In the patient group, the total BDI score was higher than that of the control group, with p <0.05.
CONCLUSION: It was observed that sexual dysfunctions were significantly higher in Turkish women with different heart disease and their spouses compared to the control groups.


9.
Cinsel sağlık eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin cinsel mitlerine etkisi
The effect of sexual health education on the sexual myths of nursing students
Bahtışen Kartal
doi: 10.24898/tandro.2020.80774  Sayfalar 167 - 171
AMAÇ: Bu çalışma cinsel sağlık eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin cinsel mitlerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Çalışma tek gruplu ön test son test karşılaştırmalı yarı deneysel bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini 40 öğrenci oluşturmuştur. Bu araştırmanın verileri Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu ve Cinsel Mitler Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (yüzdelik, ortalama, standart sapma) ve bağımlı gruplar t testi (Paired-Samples T) kullanılmıştır. Çalışmada ölçeğin Cronbach’s Alfa değeri 0.91 bulunmuştur.
BULGULAR: Öğrencilerin %62,5’inin kadın, yaş ortalamasının 22.45 ± 0.87 olduğu, % 65,0’inin ilde daha uzun süreli yaşadığı, % 80,0’inin çekirdek aileye sahip, % 77,5’inin gelirinin giderine denk olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin ölçek ön test puan ortalamalarının 66,70±14,26, son test puan ortalamalarının 55,97±15,59 olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin son test puanları ön test puanlarına göre her iki cinsiyette, geniş ve çekirdek aileye sahip olanlarda, geliri giderine denk olanlarda, annesinin eğitimi okur-yazar olmayan ve ilkokul mezunu olanlarda daha düşük bulunmuştur(p<0.05).
SONUÇ: Cinsel sağlık eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin cinsel mit ölçek puanlarını düşürdüğü belirlenmiştir.
OBJECTIVE: This study was conducted to determine the effect of sexual health education on nursing students’ sexual myths.
MATRERIAL and METHODS: The study is a single-group pretest-posttest comparative semi-experimental study. The sample of the study consisted of 40 students. The data of this study were collected using the Introductory Characteristics Information Form and the Sexual Myths Scale. In the evaluation of the data; descriptive statistics (percentile, mean, standard deviation), and Paired-Samples T test were used. In the study, Cronbach's Alpha value of the scale was found to be 0.91.
RESULTS: It was determined that 62.5% of the students were women, the average age was 22.45 ± 0.87, 65.0% lived in the province most of their lives, 80.0% had a nuclear family, 77.5% had equivalent income and expenditure. It was determined that the mean score of the pretest was 66.70 ± 14.26, and the mean score of the posttest was 55.97 ± 15.59. It was determined that posttest scores of students of both sexes, those with large and nuclear families, those whose income was equal to their expenditures, and those whose mothers were illiterate and primary school graduates were lower than their pretest scores (p<0.05).
CONCLUSION: It was determined that sexual health education decreased nursing students’ sexual myth scale scores.

DERLEME
10.
Eksozomların erkek infertilitesindeki rolü
Role of exosomes in male infertility
Aslı Metin Mahmutoğlu
doi: 10.24898/tandro.2020.92499  Sayfalar 172 - 176
İnfertilite üreme çağındaki çiftlerin %14-15'inde görülün önemli bir sağlık problemidir ve erkek faktörün bu soruna katkısının yaklaşık olarak %50 olduğu tahmin edilmektedir. Eksozomlar birçok hücre tipi tarafından hücre dışı ortama salınan nano büyüklükteki keseciklerdir. Eksozomlar anne sütü, blastosöl sıvısı, idrar ve semenin de dahil olduğu birçok vücut sıvısında bulunmaktadır. Eksozomların hücreler arası iletişim, farklı kargoların (RNA, protein ve lipid gibi) taşınımı, anti-retroviral aktivite, mikrobiyal patogenezin düzenlenmesi, programlı hücre ölümü, anjiyogenez, immun cevabın düzenlenmesi ve koagulasyon da rol oynadığı bilinmektedir. Özellikle son 10 yılda yapılan çalışmalar seminal eksozomlar ve erkek infertilitesi arasında bir ilişki olduğunu ve eksozomların erkek infertilitesinin tanısında ve tedavisinde kullanılabileceğini bildirmektedir. Ancak erkek infertilitesi ve eksozomlar arasındaki bu olası ilişkinin tam olarak aydınlatılabilmesi için kapsamlı ve iyi organize edilmiş çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Infertility is an important problem affecting 14-15% couples in reproductive age and the contribution of male factor to this problem is indicated to be approximately 50%. Exosomes are nano-sized vesicles released from many cell types to intracellular milieus. Exosomes are found in several body fluids including breast milk, blastocoel fluid, urine and semen. Exosomes are known to play various roles in the transportation of different cargos (such as RNA, protein and lipid), anti-retroviral activity, regulation of immune response and microbial pathogenicity, apoptosis, angiogenesis and coagulation. In particular, in the last decade, studies have indicated that there is an association between seminal exosomes and male infertility and that exosomes may be used in the diagnosis and treatment of male infertility. However, comprehensive and more organized studies are needed to clarify the possible association between male infertility and exosomes.

11.
Kanser hastalarına yönelik BETTER modeline dayalı cinsel danışmanlık
Sexual consultancy based on BETTER model for cancer patients
Zeynep Ölçer, Ümran Oskay
doi: 10.24898/tandro.2020.14622  Sayfalar 177 - 182
Kanser ve kanser tedavilerine bağlı olarak ortaya çıkan cinsel sağlık sorunları üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Cinsellik hemşirelik bakımının önemli bir parçası olmasına rağmen, hemşirelerin bu konuyu ele almada güçlük yaşadıkları görülmektedir. BETTER modeli cinsel danışmanlıkta uygun adımlar sunarak hastalara bütüncül bakım verilmesinde onkoloji hemşirelerine yardımcı olabilir. BETTER modeli bazı kelimelerin baş harflerinin bir araya gelmesinden oluşan bir modeldir. Kanser hastalarında BETTER modelinin kullanılmasıyla cinsel sağlığın sürdürülmesine katkı sağlanabilir.
Sexual health problems associated with cancer and cancer treatments are important issues to be addressed. Although sexuality is an important part of nursing care, it appears that nurses have difficulty in addressing this issue. The BETTER Model can assist oncology nurses in providing holistic care to patients by offering appropriate steps in sexual counseling. BETTER Model is a model consisting of certain words the capital letters of which come together as an acronym. The use of BETTER model in cancer patients can contribute to the maintenance of sexual health.

12.
D vitamini eksikliğinin cinsellik üzerine etkisi
The effect of vitamin D deficiency on sexuality
Havva Sert, Sebahat Gökçe Doğan, Serap Çetinkaya, Hicran Yıldız
doi: 10.24898/tandro.2020.71676  Sayfalar 183 - 186
D vitamini, obezite, kas iskelet sistemi, kronik hastalıklar, böbrek hastalıkları, kanserler (kolon, prostat, meme vb.), kardiyovasküler hastalıklar, metabolik sendrom, otoimmün hastalıklar (multiple skleroz, romatoid artrit vb) ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, D vitaminin cinsellik üzerine de etkisi olduğu belirtilmektedir. Bu derleme, D vitaminin cinsellik üzerine etkisinin gözden geçirilmesi amacıyla yapılmıştır.
Vitamin D is known to be related with obesity, musculoskeletal, chronic diseases, kidney diseases, cancers (colon, prostate, breast, etc.), cardiovascular diseases, metabolic syndrome, autoimmune diseases (multiple sclerosis, rheumatoid arthritis, etc.). Recent studies indicate that vitamin D also has an effect on sexuality. This review was conducted to review the effect of vitamin D on sexuality.

13.
Serbest seminal nükleik asitlerin erkek infertilitesi ile ilişkisi
Cell-free nucleic acids and male infertility relationship
Aslı Metin Mahmutoğlu
doi: 10.24898/tandro.2020.27879  Sayfalar 187 - 193
İnfertilite dünya genelinde üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık olarak %8-12’sini etkileyen ve son yıllarda artış eğilimi gösteren önemli bir problemdir. Erkek faktörün infertilite sorununa katkısı ~%50’dir. Erkek infertilitesinden konjenital anomaliler, endokrin disfonksiyonu, inflamatuvar hastalıklar, ereksiyon ya da ejekulasyon problemleri, genital sistem obstrüksiyonu, gametogenez fonksiyon bozuklukları ve genetik faktörlerin de dahil olduğu bir çok etken sorumludur. Erkek infertilitesinin genetik özellikleri testisin histolojik fenotiplerinin ve semenin oldukça heterojen olması ve spermatogenez sürecinde çok sayıda genin görev almasından dolayı oldukça karmaşıktır. Serbest (cell free, cf) nükleik asitler semenin de aralarında bulunduğu birçok vücut sıvısında bulunmaktadır. Son yıllarda, semende bol miktarda bulunan serbest nükleik asitlerin erkek infertilitesinin tanı ve prognozunda kullanılabileceği bildirilmektedir. Serbest seminal nükleik asitler (cfs-DNA ve cfs-RNA) bilateral testisler ve epididimis gibi farklı üreme organlarının genetik ve epigenetik bilgisini içermekte ve invaziv olmayan yöntemlerle elde edilebilmektedir. Bu derlemede, serbest seminal nükleik asitlerin semen parametreleri ve erkek infertilitesi ile ilişkisini araştıran çalışmalar özetlenmekte ve bunların erkek infertilitesi alanında yapılan çalışmalar için önemi tartışılmaktadır.
Infertility is an important problem affecting 8%-12% of couples of reproductive age all around the world and tends to increase in recent decades. The contribution of male factor to this problem is nearly 50%. Male infertility results from numerous factors including congenital abnormalities, endocrine dysfunction, inflammatory diseases, erection or ejaculation problems, genital system obstruction, gametogenesis dysfunctions and genetic factors. The genetic characteristic of male infertility is very complicated due to the heterogeneous histological phenotype of testis and semen heterogeneity, and many genes involved in the spermatogenesis process. Cell-free (cf) nucleic acids are present in several body fluids including semen. In recent years, cell-free nucleic acids which are found abundantly in semen have been suggested to be used in the diagnosis and prognosis of male infertility. Cell-free seminal nucleic acids (cfs-DNA and cfs-RNA) contain genetic and epigenetic information of different reproductive organs such as bilateral testis and epididymis, and can be obtained by using non-invasive methods. In this review, studies investigating the association of cell-free seminal nucleic acids with semen parameters and male infertility are summarized, and their importance for studies in the field of male infertility is discussed.

14.
Stomanın cinsel yaşam üzerindeki etkileri
Effects of stoma on sexual life
Özge Kaya, Dilek Aygin
doi: 10.24898/tandro.2020.68984  Sayfalar 194 - 198
Bireylerin sağlıklı ve üretken yaşama dönmelerine yardımcı olabilmek, daha uzun süre kaliteli bir şekilde yaşamalarını sağlamak ve altta yatan patolojiyi iyileştirmek için oluşturulan stoma, aynı zamanda fiziksel, sosyal, bilişsel ve duygusal açıdan sorunlara da neden olabilmektedir. Bu süreçte cerrahinin, kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerinin yanı sıra stoma, bireyde beden imgesinde bozulma, kendini çekici hissetmemeye neden olarak, cinsel yaşamı olumsuz olarak etkilemekte, cinsel işlev ve istek kaybı görülebilmektedir. Bu derleme makale; stomalı bireylerin cinsel yaşamlarının nasıl etkilendiğinin, cinsel işlev bozukluklarının (CİB) ne oranda görüldüğünün incelenmesi amacıyla planlandı.
Stoma, which is used in order to help individuals return their healthy and productive life, to help them live their lives in a more qualified way, and to improve the underlying pathology, may cause physical, social, cognitive and emotional problems, at the same time. In addition to side effects of surgical operations, chemo and radiotherapy; stoma also causes deterioration of the body images in individuals, the feeling of not being attractive; therefore, it affects sex life, causes dysfunctions therein and decreased desire thereto. The aim of this review article is to examine the sex life of individuals with a stoma, to see how it is affected, and to study the level of sexual dysfunctions.

ANDROLOJİ YAYINLARI VE KONGRE TAKVİMİ
15.
Androloji Yayınları ve Kongre Takvimi
Publications and Congress Calendar of Andrology

Sayfalar 199 - 203
Makale Özeti | Tam Metin PDF