Yukarı Çık
Ana Sayfa | Dernek
Androloji Bülteni Cilt: 19 Sayı: 3

 







 
: 19 (3)
Cilt: 19  Sayı: 3 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Reviewers

Sayfa III

BAŞKANDAN MESAJ
3.
Başkan' dan
From The President

Sayfa V

EDİTÖR KÖŞESİ
4.
Editör' den
From The Editor

Sayfa VI

İÇİNDEKİLER
5.
İçindekiler
Contents

Sayfa VII

KLINIK ARAŞTIRMA MAKALESI
6.
Penil fraktür ve neden olduğu üretral yaralanmaya yaklaşımımız; 10 yıllık cerrahi deneyim
Our approach to the penile fracture and urethral injury caused; ten years of surgical experience
Özkan Onuk, Nusret Can Çilesiz, Arif Özkan, Aydın İsmet Hazar, Burak Arslan, Cem Tuğrul Gezmiş, Memduh Aydın
doi: 10.24898/tandro.2017.65882  Sayfalar 69 - 73
GİRİŞ ve AMAÇ: Penil fraktür, tunika albugineadaki ayrışma sonucu korpus kavernozumda oluşan rüptürdür. Penil fraktür genellikle şiddetli cinsel ilişki sonrası görülür. Penil fraktür olan hastaların yaklaşık olarak %10–20’sinde üretral yaralanma mevcuttur. Görüntüleme yöntemlerinden penil doppler USG (ultrasonografi), pelvik MRG (manyetik rezonans görüntüleme) ve üretranın değerlendirilmesi için retrograd üretrografi yapılabilir. Biz bu çalışmada, penil fraktürle gelen hastalarda klinik yaklaşımımızı ve özellikle üretral yaralanmalı penil fraktürlerin tanı ve tedavisinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini sunmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde Ekim 2006-Mayıs 2015 tarihleri arasında penil fraktür tanısı ile tedavi edilen 71 hastanın verileri geriye dönük incelendi. Dört hastada el ile penisin bükülmesi sonucu, kalan 67 hastada (%94) ise cinsel ilişki sırasında ortaya çıkmıştır. Üretra yaralanması olan 12 (%17) hastanın hepsi cinsel ilişki sırasında olmuştur. Kesin tanı için bütün hastalara penil USG ve ayrıca measında kan olanlara retrograd üretrografi yapıldı. Hastaların hepsinde cerrahi onarım yapıldı. Tunikanın ve üretranın onarımı için 2/0 ve 4/0 emilebilir sütürler (polyglikolikasit) kullanıldı.
BULGULAR: Postoperatif 3. ve 6. ayda yapılan değerlendirmede 6 hastada (%8) cinsel ilişkiye girmeye engel olmayan hafif eğrilik tespit edildi. Hastaların ortalama IIEF skoru 24,7 (16–30) olarak bulundu. Sadece 1 hastada orta derecede erektil disfonksiyon görüldü. Bu hastanın penil Doppler USG’sinde hafif derecede arteryel yetmezlik tespit edildi. Cerrahi sonrasında 6 hastada (%8) iki ay süren ağrılı ereksiyon görüldü. 2 hastada (%3) ele gelen plak mevcuttu. Hastaların 3 ünde hafif derece AÜSS saptandı. Bu hastaların ort. Qmax: 27,7 idi ve rezidüel idrar miktarı normal bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Penil fraktür genellikle cinsel birleşmeye bağlı oluşan acil ürolojik bir durumdur ve kısa süre içinde cerrahi onarım yapılması uzun dönem komlikasyonlarını önemli ölçüde azaltmaktadır. Penil fraktürü hastaları üretra yaralanması açısından iyi değerlendirilmelidir. Bilateral korpus kavernozum hasarı olan, external meada kan görülen ve makroskopik hematürisi olanlarda preoperatif retrograd üretrografi çekilerek üretral yaralanma araştırılmalıdır.
INTRODUCTION: Penile fracture is a rupture in corpus cavernosum resulting from dissociation in tunica albugine. Penile fracture usually occurs after severe sexual intercourse. About 10–20% of patients with penile fracture have urethral injury. Imaging methods include penile Doppler ultrasound (USG), pelvic MRI (magnetic resonance imaging), and retrograde urethrography for urethral evaluation. In this study, we aimed to present our clinical approach to patients with penile fracture and especially what should be considered in the diagnosis and treatment of urethral injured penile fractures.
METHODS: We retrospectively reviewed the data of 71 patients treated with penile fracture diagnosis between October 2006- May 2015. Four patients developed during manual penile flexion, the remaining 67 patients (94%) developed during sexual intercourse. Twelve (17%) patients with urethral injury were all during sexual intercourse. For definite diagnosis, all patients had penile USG, and retrograde urethrography was performed for urethrorrhagia. Surgical repair was performed in all patients. Absorbable 2/0 and 4/0 sutures (polyglycolic acid) were used for the repair of tunica and urethra.
RESULTS: Six patients (8%) reported mild curvature that did not interfere with sexual intercourse. The mean IIEF score of the patients was found to be 24.7 (24–30). Only 1 patient had moderate erectile dysfunction. Mild degree of arterial insufficiency was detected in penile Doppler USG of this patient. Six patients (8%) had a painful erection for two months after surgery. There were plaques in 2 patients (3%). Mild LUTS was detected in 3 patients. Mean Qmax was 27.7; Residual urine was monitored physiologically.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result, penile fracture is usually an urgent urological condition due to sexual intercourse. Early surgical repair significantly reduces long term complications. Penile fracture patients should be evaluated well for urethral injury. Urethral injury should be investigated by performing preoperative retrograde urethrography in patients with bilateral corpus cavernosum damage, urethrorrhagia, and macroscopic hematuria.

7.
Kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) genindeki M470V polimorfizmi ve erkek infertilitesi
M470V polymorphism in the cystic fibrosis transmembrane conductance regulator (CFTR) gene and male infertility
Ahmet Gökçe, Deniz Gül
doi: 10.24898/tandro.2017.06977  Sayfalar 74 - 77
GİRİŞ ve AMAÇ: Erkek infertilitesine neden olan durumlardan biri de kistik fibrozistir (KF). KF erkeklerde infertiliteye, genellikle konjenital bilateral vas deferens agenezisine (KBVDA) yol açarak neden olmaktadır. Bununla birlikte, KF genindeki mutasyonlar ve polimorfizmlerin spermatogenezi nasıl etkilediği ile ilgili çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışma, KBVDA olmayan erkeklerde şiddetli oligozoospermi veya nonobstrüktif azoosperminin (NOA) KF genindeki M470V polimorfizmi ile birlikteliğini araştırmayı amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, hastanemiz androloji polikliniğine infertilite nedeniyle başvuran, semen analizinde şiddetli oligozoospermi veya NOA saptanan 33 hasta dahil edildi. Hastalardan, kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen analizi istendi ve yapılan analizde, M470V polimorfizminin olup olmadığı değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 34,3 idi. Otuz üç hastanın 13’ünde (%39,4) NOA, 20’sinde ise (%60,4) şiddetli oligozoospermi mevcuttu. Sekizi (%62) NOA grubunda ve 11’i (%55) şiddetli oligozoospermi grubunda olmak üzere, toplam 19 (%58) hastada M470V polimorfizmi mevcuttu. Daha önce sağlıklı gönüllülerle yapılmış çalışmalarda bildirilen oranlarla (%28–47) karşılaştırıldığında, hasta grubumuzdaki M470V polimorfizmi sıklığı, toplumdaki beklenen orana göre yüksek bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın sonuçları, şiddetli oligozoospermi veya NOA’sı olan kişilerde gözlenen artmış M470V polimorfizminin, KBVDA dışında spermatogenez üzerine de etkileri olabileceğini düşündürmektedir. Ancak, bu konuyla ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Cystic fibrosis (CF) is one of the conditions that cause male infertility. CF is caused infertility in men by usually resulting congenital bilateral vas deferens agenesis (CBVDA). However, studies on how mutations and polymorphisms in CF gene affect spermatogenesis are limited. In this study, we aimed to investigate the association of severe oligozoospermia or nonobstructive azoospermia (NOA) with M470V polymorphism in the CF gene in non-CBVDA males.
METHODS: Thirty-three patients with severe oligozoospermia or NAO who were admitted to our andrology clinic because of infertility were enrolled in the study. Cystic Fibrosis Transmembrane Conductance Regulator (CFTR) gene analysis was performed to evaluate the presence of M470V polymorphism.
RESULTS: The mean age was 34.3 years. 13 of 33 patients (39.4%) had NOA, and 20 (60.4%) had severe oligozoospermia. M470V polymorphism was present in 19 (58%) patients, 8 of them were in the NOA group (62%) and 11 (55%) were in the oligozoospermia group. The frequency of M470V polymorphism in our patient group was found higher than expected in the population when compared with the rates reported in previous studies (28–47%) with healthy population.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of this study suggest that increased M470V polymorphism in individuals with severe oligozoospermia or NOA may also have effects on spermatogenesis other than CBVDA. However, there is a need for more extensive studies on this topic.

8.
Ebelik öğrencilerinin kendi kendine meme muayenesi ile ilgili bilgi ve tutumlarının belirlenmesi
To determine the knowledge and attitude of midwifery students about breast self examination
Saadet Gonca Mavi Aydoğdu, Zeliha Karapelit
doi: 10.24898/tandro.2017.39200  Sayfalar 78 - 85
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, ebelik öğrencilerinin kendi kendine meme muayenesi ile ilgili bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul ve kurum onayı alınmıştır. Çalışma, Amasya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu ebelik bölümü öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir (N=93). Veriler, 6–10 Şubat 2017 tarihleri arasında, araştırmacılar tarafından hazırlanan ve öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin sorular ile kendi kendine meme muayenesine (KKMM) yönelik bilgi ve uygulamalarını içeren sorulardan oluşan soru formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 20 paket programı ile analiz edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken Mann-Whitney U-Testi kullanılmış; nominal değişkenlerin grupları arasındaki ilişkiler incelenirken Ki-Kare analizi uygulanmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,42±2,01 olup, %97,85’i bekârdır. Öğrencilerin %77,42’si meme kanseri, %76,34’ü ise kendi kendine meme muayenesi (KKMM) hakkında bilgi edindiğini belirtmesine rağmen, %50,54’ü KKMM yapmamaktadır. KKMM yapanların ise yalnızca %30,43’ünün her ay yaptığı belirlenmiştir. Yani, öğrencilerin çoğunluğunun (N=71) KKMM hakkında bilgisi olmasına rağmen, bunların yaklaşık üçte ikisi KKMM uygulamasını yapmamaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin KKMM hakkındaki bilgileri ve bu muayeneyi düzenli periyotlarla uygulama davranışları istenilen düzeyde değildir. Öğrencilerin KKMM’nin önemi ve nasıl yapıldığı hakkında bilgi düzeyleri, kendi sağlıklarına olan duyarlılıkları ve bu konudaki mesleki sorumluluğuna dair farkındalıkları arttırılmalıdır.
INTRODUCTION: This study was carried out to determine the knowledge and attitude of the midwifery students on the self-examination of the breast.
METHODS: Ethical committee and institutional approval have been obtained in order to be able to carry out this research in a descriptive manner. The study was carried out in Amasya University School of Health with midwifery students (N=93). The data were collected from 6th to 10th of February 2017 by questionnaires consisting the socio-demographic characteristics of the students, and applications about breast self examination (BSE) prepared by searching through the literature. Analysis was performed with the SPSS 20 statistical software. The Mann-Whitney U-Test was used to examine the differences between groups; chi-square analysis was performed while examining groups of nominal variables.
RESULTS: The average age of students taking part in this research was 20.42±2.01%, and 97.85% of them were bachelor. Although 77.42% of the students stated that they have information about breast cancer and 76.34% of them learn about breast self examination (BSE), 50.54% do not perform BSE. Only 30.43% of those who made BSE were found to have done it every month. That means, although the majority of the students (N=71) have knowledge about the BSE, about two-thirds do not apply the BSE.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was seen that the students’ knowledge about BSE and the habits of regularly doing this examination were not at the desired level. Students should be aware of the importance of BSE and how it is done; awareness of their own health and their professional responsibilities should be increased.

DERLEME
9.
Kadmiyumun erkek üreme sistemi üzerine etkisi
The effects of cadmium on male reproductive system
Özlem Güner, Oya Kavlak
doi: 10.24898/tandro.2017.66934  Sayfalar 86 - 91
Üreme sistemi fonksiyonları, hem endojen kaynaklı faktörlerin hem de son zamanlarda giderek artan çevre kirliliği gibi eksojen kaynaklı kimyasal ajanlar nedeniyle daha duyarlı hale gelmiştir. Çevresel kirleticilerin içinde önemli bir yere sahip olan ağır metallere maruziyet, başta üreme sistemi olmak üzere çok farklı sistemlerde istenmeyen etkilere yol açarak büyük sağlık sorunu haline gelmiştir. Günlük yaşantımızda yer alan ağır metallerden olan kadmiyumun üreme sağlığına olan etkileri konusunda bilgi, sınırlı sayıdaki epidemiyolojik ve deneysel çalışmalara dayanmaktadır. Literatüre bakıldığında; kadmiyuma düşük seviyelerde maruz kalınması durumunda erkek fertilitesi (sperm kalitesi ve üreme hormonu düzeyleri) üzerindeki olumsuz etkilerini deneysel ve mesleki araştırmalar tarafından destekleyici kanıtlar göze çarpmakla birlikte, bu konu hakkındaki bilgilerin sınırlı ve yetersizliği dikkat çekmektedir. Kadmiyumun zararlı etkilerinden korunabilmek için, konuyla ilgili deneysel çalışmalara ağırlık verilmeli ve elde edilen bulgular epidemiyolojik araştırmalarda ayrıntılı olarak incelenmelidir. Bu nedenle, bu derlemenin amacı, kadmiyumun erkek üreme sistemi üzerine etkilerine dikkat çekmektir.
Reproductive system functions have become more sensitive due to both endogenous factors and exogenous chemical agents, such as the increasing environmental pollution in recent times. Exposure to heavy metals which have an important place in environmental pollutants, has become a worldwide health problem leading to undesirable effects in many different systems, especially in the reproductive system. In our everyday life, the information on the effects of cadmium exposed from different sources on reproductive health effects are based on a limited number of epidemiological and experimental studies. In the literature, along with supporting experimental and occupational evidence for adverse effects of low levels of cadmium on male fertility (sperm quality and reproductive hormone levels), the limited and inadequate information on this subject is noteworthy. In order to be protected from harmful effects of cadmium, relevant experimental studies should be given weight, and the findings obtained should be examined in detail in epidemiological studies. For this reason, the aim of this review is to draw attention to the effects of cadmium on the male reproductive system.

10.
Fiziksel ve kimyasal etkenlere maruziyet doğumlardaki cinsiyet oranını etkileyebilir mi?
Can exposure to chemicals and physical factors alter the sex ratio at birth?
Can Özgür Yalçın
doi: 10.24898/tandro.2017.44827  Sayfalar 92 - 97
Toplumun üreme sağlığının gözlenmesi açısından, doğumlardaki cinsiyet oranı (erkek çocuk sayısı/kız çocuk sayısı) önemli bir değişkendir. Doğum cinsiyet oranlarındaki farklılıklar ve meydana gelen değişimler, araştırmacılar için uzun yıllardan beri merak konusu olmuştur. Zaman içerisinde bir veya birden çok kimyasal ve fiziksel etkenlere maruziyet sonrası küçük bir grupta gözlemlenen farklılık, o grubun ait olduğu popülasyon ile karşılaştırılmış ve ilginç sonuçların ortaya çıktığı bulunmuştur. Buna karşın, cinsiyet oranının değişmesini açıklayabilmek için ileri sürülen birçok hipotez ispatlanamamıştır. Çevresel endüstriyel kirleticiler (poliklorobifeniller, triklorodibenzodioksin, diklorodietildikloroetilen, ağır metaller), fizikokimyasal (radyasyon) ve fiziksel (yüksek sıcaklık, G-kuvveti) etkiler ve yüksek konsantrasyonlarda bora maruziyetin cinsiyet oranı üzerine etkilerinin araştırıldığı çalışmalar mevcuttur. Bu derlemede, cinsiyet oranını etkileyebileceği düşünülen bazı durumlardan bahsedilmiştir.
In terms of observing the reproductive health of the population, the sex ratio at birth (number of male children/number of female children) is an important factor. Differences in birth sex ratios and changes in the genres have been a curiosity for researchers for many years. The difference observed in a small group after exposure to one or more chemical and physical factors over time was compared to the population to which that group belonged and interesting results were found. However, many hypotheses to explain the changing sex ratio have not been proven. There are studies investigating the effects of environmental industrial pollutants (polychlorobiphenyls, tetrachlorodibenzo-p-dioxin, dichlorodiphenyldichloroethylene, heavy metals), physicochemical (radiation) and physical (high temperature, G-force) and high concentrations of boron exposure on the sex ratio. In this review, some cases that are thought to affect the sex ratio have been mentioned.

11.
Kanserli hastalarda cinsellik nasıl değerlendirilmeli?
How to evaluate sexuality in cancer patients?
Dilek Aygin, Özge Yaman
doi: 10.24898/tandro.2017.92160  Sayfalar 98 - 107
Kanser, dünyada ve ülkemizde gittikçe artan önemli bir sağlık sorunudur. Hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması olarak tanımlanan kanser, bireylerin yaşamını birçok yönden etkilemektedir. Yaşamın önemli bir yönü olan cinsellik de büyük oranda etkilenmekte, ancak hem hastalar hem de sağlık personeli, çeşitli sebeplerden dolayı cinsellik hakkında konuşamamaktadır. Halbuki, bütüncül bakımın bir parçası olarak cinselliğin değerlendirilmesi gerekmekte, bu bakımdan sağlık personeline, özellikle hastalarla daha çok zaman geçiren hemşirelere büyük görev düşmektedir.
Cancer is an increasingly important health problem in the World as well as our country. Cancer which is defined as the uncontrolled growth of cells, affects the lives of individuals in many ways. Sexuality which is an important aspect of life, is also greatly affected, but patients and health personnel both can not talk about sexuality due to various reasons. However, as a part of holistic care sexuality needs to be assessed, and it is a great deal of responsibility for healthcare personnel, especially nurses who spend more time with patients.

ANDROLOJİ YAYINLARI VE KONGRE TAKVİMİ
12.
Türkiye’deki Androloji Yayınları
Andrology Publıcatıons In Turkey

Sayfalar 108 - 110
Makale Özeti | Tam Metin PDF