
Bu derginin içeriği Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı kapsamında lisanslanmıştır.
| 1. | Kapak Cover Sayfa I |
| 2. | Danışma Kurulu Reviewers Sayfalar II - III |
| 3. | Başkan'dan From the President Sayfa IV |
| 4. | Editör'den From the Editor Sayfa V |
| 5. | İçindekiler Contents Sayfa VI |
| ORIJINAL ARAŞTIRMA | |
| 6. | Testis torsiyonundaki iskemi-reperfüzyon hasarını önlemede rosuvastatin tedavisinin etkinliğinin araştırılması Investigation of the effectiveness of rosuvastatin treatment in preventing ischemia-reperfusion injury in testicular torsion Doğan Sabri Tok, Abdullah Sivrikaya, Ümit Çobanoğlu, Murat Topbaş, Ahmet Alver, Ömer Kutlu, İlke Onur Kazazdoi: 10.24898/tandro.2026.97957 Sayfalar 141 - 147 AMAÇ: Testiste iskemi ve sonrasında reperfüzyonun hasar verici etkisini azaltmak amacıyla çok sayıda ajan çalışılmıştır. Rosuvastatinin testisde iskemi ve reperfüzyon sırasında renkli doppler ile kan akımını artırdığı yönünde veriler bulunmaktadır. Bu çalışmada, rosuvastatinin kan akımını artırması yanında biyokimyasal ve histopatolojik olarak da yararlı etkisinin olup olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. GEREÇ ve YÖNTEMLER: Bu çalışmada 18 adet Sprague-Dawley cinsi erkek rat kullanılmıştır (Her birinde altışar denek bulunan 3 grup oluşturuldı: Sham grubu, torsiyon-detorsiyon grubu, torsiyon-detorsiyon+rosuvastatin grubu). İskemi süresi 2 saat olarak belirlenmiştir. Torsiyon-detorsiyon+rosuvastatin grubuna detorsiyondan 30 dakika önce rosuvastatin verilmiştir. Cerrahi işlemden 4 saat sonra orşiektomi uygulanarak MDA değerleri ölçülmüş ve histopatolojik olarak Cosentino skorlaması ile değerlendirme yapılmıştır. BULGULAR: Cosentino skorlaması ile değerlendirme yapıldığında histopatolojik olarak sham grubu ile torsiyon-detorsiyon grubu arasında anlamlı fark görüldü. Torsiyon-detorsiyon grubu ile torsiyon-detorsiyon+rosuvastatin grubları arasında anlamlı fark görüldü. MDA değerleri bakımından ise grublar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. SONUÇ: Histopatolojik olarak rosuvastatinin varlığında izlenen iyileşme, MDA düzeyleri ile ortaya konamamıştır. Torsiyon +detorsiyon modelinde uzun süreli rosuvastatin uygulamasının planlandığı çalışmaların yarar sağlayacağı kanısına varılmıştır. |
| 7. | İnfertil çiftlerde toplumsal cinsiyet rolü stresi ve infertilite stresi: Kesitsel bir çalışma Gender role stress and infertility stress in infertile couples: A cross-sectional study Ayşe Güleşçi, Simge Evrenol Öçaldoi: 10.24898/tandro.2026.09735 Sayfalar 148 - 154 AMAÇ: Bu çalışma, infertil çiftlerde toplumsal cinsiyet rolü stresinin ve infertilite stresinin düzeylerini belirlemek ve bu iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ ve YÖNTEMLER: Kesitsel tipteki bu çalışmaya Ağustos 2022–2023 tarihleri arasında infertilite tedavisi gören 88 çift dahil edilmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Erkek Toplumsal Cinsiyet Rolü Stresi Ölçeği, Kadın Toplumsal Cinsiyet Rolü Stresi Ölçeği ve İnfertilite Stresi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Independent Samples t-testi, ANOVA, Kruskal-Wallis, Post Hoc Bonferroni, Pearson Ki-kare, Fisher’ın Kesin Testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 33.84±6.42, erkeklerin yaş ortalaması 35.80±6.11 olarak bulunmuştur. Kadın ve erkeklerin toplumsal cinsiyet rolü stresi puan ortalamalarının benzer olduğu belirlenmiştir (Kadın: 66.86±21.89, Erkek: 65.52±20.99; p=0.705). Ancak infertilite stresi ölçeğinin kişisel stres (p=0.000), sosyal stres (p=0.000) ve evlilik stresi (p=0.013) alt boyutlarında kadınların erkeklere göre daha yüksek düzeyde stres yaşadığı saptanmıştır. Kadınlarda toplumsal cinsiyet rolü stresi ile infertilite stresi arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05), erkeklerde toplumsal cinsiyet rolü stresinin kişisel stres (r=0.492, p=0.000) ve evlilik stresi (r=0.328, p=0.002) ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir. SONUÇ: İnfertil çiftlerin orta düzeyde toplumsal cinsiyet rolü stresi yaşadığı, kadınların infertilite stresini erkeklere göre daha yüksek düzeyde deneyimlediği belirlenmiştir. Bununla birlikte, erkeklerde toplumsal cinsiyet rolü stresinin infertilite stresinin bazı boyutları ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu bulgular, infertilite sürecinde erkeklerin psikososyal deneyimlerinin de dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. |
| 8. | Penil Fraktür Olgularında Tek Merkez Deneyimi A Single-Center Experience in Patients with Penile Fracture Emrah Küçük, Mustafa Enes Şanlıdoi: 10.24898/tandro.2026.92195 Sayfalar 155 - 161 AMAÇ: Bu çalışmada, penil fraktür nedeniyle cerrahi onarım uygulanan hastaların klinik özelliklerini, operatif bulgularını ve postoperatif fonksiyonel sonuçlarını değerlendirmek amaçlandı. GEREÇ ve YÖNTEMLER: Ocak 2018 ile Nisan 2026 tarihleri arasında penil fraktür tanısıyla cerrahi eksplorasyon ve tunika albuginea onarımı uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi. Demografik veriler, başvuru bulguları, yaralanma mekanizması, rüptür lokalizasyonu, rüptür tarafı, defekt boyutu, cerrahi zamanlama, hastanede yatış süresi, komplikasyonlar ve takip sonuçları kaydedildi. Tüm hastalarda subkoronal degloving yaklaşımı kullanıldı ve tunikal defekt primer olarak onarıldı. Fonksiyonel sonuçlar üçüncü ve altıncı ay Uluslararası Erektil Fonksiyon İndeksi-5 (IIEF-5) skorları ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya toplam 31 hasta dahil edildi. Medyan yaş 42 [28,5–51,5] yıl, yaralanmadan başvuruya kadar geçen medyan süre 5 [2,5–8] saat idi. En sık yaralanma mekanizması cinsel ilişkiydi (%58,1). Tüm hastalarda hematom ve detümesans mevcuttu. Medyan tunika albuginea defekt boyutu 13 [10–15] mm, yaralanmadan cerrahiye kadar geçen medyan süre 10 [8,5–14] saat ve medyan takip süresi 12 [6–12] ay idi. Üç hastada (%9,7) eş zamanlı üretra onarımı yapıldı. Postoperatif takipte penil nodül %22,6, penil kurvatür %12,9 ve üriner inkontinans %3,2 oranında saptandı. Medyan IIEF-5 skoru üçüncü ayda 20 [15,5–21] iken altıncı ayda 22 [17,5–23] idi (p<0,001). Normal erektil fonksiyon oranı %22,6’dan %64,5’e yükseldi. SONUÇ: Erken cerrahi eksplorasyon ve primer onarım, penil fraktür olgularında anatomik bütünlüğün sağlanması ve erektil fonksiyonun korunması açısından etkili bir yaklaşım olarak görünmektedir. Üretral yaralanma olasılığının dikkatle değerlendirilmesi ve fonksiyonel izlemin yapılandırılmış ölçeklerle sürdürülmesi, tedavi sürecinin önemli bileşenleridir. |
| 9. | Türk erkeklerinin e-sağlık ve cinsel sağlık okuryazarlık düzeyleri ile fertilite sağlığı bilgi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Tanımlayıcı araştırma Examination of the relationship between e-health literacy, sexual health literacy, and fertility health knowledge levels in turkish men: A descriptive study Cansu Işık, Işılay Çelik, Rabia Türkoğludoi: 10.24898/tandro.2026.02328 Sayfalar 162 - 169 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı erkeklerin e-sağlık ve cinsel sağlık okuryazarlık düzeyleri ile fertilite sağlığı bilgi düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. GEREÇ ve YÖNTEMLER: Kesitsel ve korelasyonel bir çalışma olarak tasarlanan araştırmaya, kolayda örnekleme yöntemi ile 415 erkek dahil edildi. Veriler Bilgi Formu, E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (E-SOYÖ), Fertilite Sağlığı Bilgi Ölçeği (FSBÖ) ve Cinsel Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (CSOYÖ) kullanılarak toplandı. Fertilite bilgisinin yordayıcılarını belirlemek için çoklu regresyon analizi yapıldı. BULGULAR: Hiyerarşik çoklu regresyon analizinde, internet tutumunun fertilite bilgi düzeyini düşük düzeyde anlamlı olarak yordadığı; ancak modele cinsel sağlık okuryazarlığı eklendiğinde bu etkinin ortadan kalktığı belirlenmiştir. Cinsel sağlık okuryazarlığı fertilite bilgi düzeyinin anlamlı ve daha güçlü bir yordayıcısı olarak saptanmıştır. Modelin toplamda %11.4 oranında varyans açıklaması, fertilite bilgi düzeyinin çok boyutlu bir yapı olduğunu göstermektedir. SONUÇ: Cinsel sağlık okuryazarlığı fertilite bilgi düzeyinin en güçlü yordayıcısı olarak belirlenmiş, internet tutumunun etkisinin bu değişken kontrol edildiğinde ortadan kalktığı saptanmıştır. Bulgular, fertilite bilgisinin yalnızca bilgiye erişimle değil, bilgiyi anlama ve değerlendirme becerisiyle ilişkili çok boyutlu bir yapı olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, fertilite farkındalığını artırmaya yönelik müdahalelerin cinsel sağlık okuryazarlığını güçlendiren, erkekleri de kapsayan yapılandırılmış eğitim ve prekonsepsiyonel danışmanlık programlarına odaklanması önerilmektedir. |
| 10. | Mikroskobik varikoselektomi sırasında kan basıncının internal spermatik arter görünürlüğü üzerine etkisi: Retrospektif gözlemsel bir çalışma The effect of blood pressure on internal spermatic artery visibility during microsurgical varicocelectomy: A retrospective observational study Sezgin Yeni, Mete Kilciler, İshak Cevdet Karataş, Nurullah Aydoi: 10.24898/tandro.2026.02800 Sayfalar 170 - 174 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, mikroskobik varikoselektomi sırasında intraoperatif kan basıncının internal spermatik arterin görünürlüğü üzerindeki etkisini değerlendirmektir. GEREÇ ve YÖNTEMLER: Ocak 2025 ile Kasım 2025 tarihleri arasında subinguinal mikroskobik varikoselektomi uygulanan 50 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. İntraoperatif kan basıncı ve kalp hızı dahil olmak üzere hemodinamik parametreler kaydedildi. Internal spermatik arterin tanımlanabilirliği düşük kan basıncı koşullarında (ortalama 85/55 mmHg) ve optimize edilmiş kan basıncı koşullarında (ortalama 120/75 mmHg) değerlendirildi. Arteriyel pulsasyon ameliyat mikroskobu altında değerlendirildi ve gerekli durumlarda mikro-Doppler ultrasonografi kullanıldı. BULGULAR: Düşük kan basıncı koşullarında internal spermatik arter 50 hastanın 10’unda (%20) tanımlanabildi. Kan basıncının ortalama 120/75 mmHg düzeyine yükseltilmesinin ardından arter 50 hastanın 49’unda (%98) tanımlandı. Hemodinamik optimizasyon sonrasında ortalama kalp hızı 56,7 ± 3,0 atım/dakikadan 63,6 ± 4,0 atım/dakikaya yükseldi. Arterin başlangıçta görüntülenemediği 40 hastanın 39’unda arter mikroskobik olarak tanımlanırken, bir hastada mikro-Doppler ultrasonografi ile saptandı. Hemodinamik optimizasyon sonrasında arter görünürlüğündeki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). SONUÇ: İntraoperatif kan basıncının optimize edilmesi, mikroskobik varikoselektomi sırasında internal spermatik arterin görünürlüğünü anlamlı derecede artırmaktadır. Kalp hızındaki orta dereceli artışı da içeren bu hemodinamik değişiklikler, arteriyel pulsasyonun belirginleşmesini sağlayarak intraoperatif arter tanımlanmasını kolaylaştırabilir. Optimal cerrahi koşulların sağlanması ve cerrahi güvenliğin artırılması için cerrahi ve anestezi ekipleri arasındaki yakın iş birliği büyük önem taşımaktadır. |
| DERLEME | |
| 11. | Testosteron tedavisinin prostat üzerindeki etkilerine ilişkin güncel bilgiler Current information on the effects of testosterone therapy on the prostate Ali Atandoi: 10.24898/tandro.2026.71084 Sayfalar 175 - 179 Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte yaşlı erkek popülasyonunda artış görülmüş ve buna bağlı olarak testosteron eksikliği önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Düşük testosteron düzeyleri; seksüel, fiziksel ve psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenle testosteron yerine koyma tedavisine ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmıştır. Ancak TRT’nin prostat sağlığı üzerindeki etkileri uzun süredir tartışılmaktadır. Erken dönem çalışmalarda testosteronun prostat kanseri riskini artırabileceği öne sürülmüş olsa da, güncel geniş ölçekli çalışmalar ve meta-analizler hem endojen testosteron düzeyleri hem de testosteron yerine koyma tedavisi ile prostat kanseri gelişimi arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermektedir. “Saturasyon teorisi”, prostat dokusunun düşük testosteron düzeylerinde bile maksimum androjen etkisine ulaştığını ve daha yüksek düzeylerin ek bir risk oluşturmadığını açıklamaktadır. Uzun dönem klinik çalışmalar testosteron yerine koyma tedavisinin prostat kanseri insidansını artırmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca seçilmiş düşük ve orta riskli prostat kanseri hastalarında, özellikle küratif tedavi sonrası veya aktif izlem altında, dikkatli değerlendirme ile TRT’nin güvenle uygulanabileceği gösterilmiştir. Buna karşın yüksek riskli ve metastatik hastalarda TRT önerilmemektedir. Son yıllarda yapılan TRAVERSE çalışması ve güncel kılavuzlar, TRT’nin prostat sağlığı açısından genel olarak güvenli olduğunu desteklemekte ve bu alandaki klinik yaklaşımları yeniden şekillendirmektedir. |
| 12. | Konjenital penoskrotal web’de kullanılan cerrahi teknikler Surgical techniques used in congenital penoscrotal web Kenan Yalçın, Engin Kölükçüdoi: 10.24898/tandro.2026.06641 Sayfalar 180 - 184 Penoscrotal web (PSW) is a skin extension that extends from the scrotal skin to the ventral skin of the penis, causing penile deformity and potentially leading to problems during sexual intercourse in adulthood. This condition is usually discovered during infancy or circumcision, often leads to penile shortening, and is considered a common cause of delayed circumcision. Circumcision performed without releasing the PSW causes downward urine flow in childhood and may complicate sexual function in adulthood. Therefore, circumcision without releasing the PSW is generally contraindicated, and web correction is mandatory. Correcting this web after circumcision is not a simple procedure due to the loss of preputial tissue. Several surgical techniques have been described for congenital penoscrotal web. In this study, surgical techniques performed for PSW will be evaluated in light of the literature. As part of this review study, the relevant literature was systematically searched using the PubMed, Scopus, and Web of Science databases. Studies conducted over a 40-year period were reviewed, and the search was performed using keywords such as “penoscrotal web,” “Heineke-Mikulicz,” “V-Y,” “ventral phalloplasty,” and “Z-plasty.” |
| 13. | Cinsel sağlığın dönüşümü: bariatrik cerrahinin kadınların cinsel sağlığı ve fonksiyonu üzerindeki etkisi - bir anlatı derlemesi Transformation of sexual health in obesity: The impact of bariatric surgery on women’s sexual health and function – A narrative review Kıymet Öztepe Yeşilyurt, Merve Nur Günaydın, Neriman Akyolcudoi: 10.24898/tandro.2026.34711 Sayfalar 185 - 192 Obezite tedavisinde etkili ve sürdürülebilir kilo kaybını sağlayan bariatrik cerrahi, yalnızca eşlik eden komorbiditelerde iyileşme ile değil, aynı zamanda cinsel sağlık ve cinsel yaşam kalitesinde belirgin gelişmelerle de ilişkilendirilmektedir. Bu çalışma, PubMed, Scopus, Web of Science ve Google Scholar veri tabanlarında gerçekleştirilen kapsamlı literatür taramasını takiben anlatı derlemesi olarak yürütülmüştür. Derlemeye, 2015–2025 yılları arasında yayımlanan ve yalnızca bariatrik cerrahi sonrası kadınların cinsel sağlığı, cinsel işlevi ve yaşam kalitesine odaklanan sekiz çalışma dâhil edilmiştir. Çalışmaların çoğunluğu, bariatrik cerrahi sonrasında kadınlarda cinsel istek, uyarılma, lubrikasyon, menstrual işlev, üreme sağlığı ve genel cinsel işlevde iyileşmeler olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, cerrahi sonrası hızlı kilo kaybıyla ilişkili beden imajı sorunları ve fazla deri, bazı kadınlarda cinsel özgüveni olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle, bariatrik cerrahi sürecinde cinsel sağlığın bütüncül bir yaklaşımla ele alınması önemlidir. Bu derleme, obezite ve bariatrik cerrahinin kadınların cinsel sağlığı ve cinsel işlevi üzerindeki etkilerini açıklığa kavuşturmayı ve bu bulguların, özellikle hemşirelik rolüne vurgu yapılarak, multidisipliner cinsel sağlık bakımı açısından ortaya koyduğu sonuçları tartışmayı amaçlamaktadır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 14. | Metastatik mesane kanserine bağlı malign priapizm: Bir olgu sunumu ve tedavi stratejilerinin gözden geçirilmesi Malignant priapism secondary to metastatic bladder cancer: A case report and review of management strategies Gökhan Çevik, Muhidin Hassan İbrahim, Hasan Can Kuvan, Batuhan Berk Tunca, Tevfik Aktozdoi: 10.24898/tandro.2026.37630 Sayfalar 193 - 195 AMAÇ: Malign priapizm, korpus kavernozumun tümöral infiltrasyonu sonucu gelişen, nadir görülen ve ağrılı bir ürolojik acildir; çoğunlukla pelvik malignitelere sekonder olarak ortaya çıkar. Literatürde 500’den az penil metastaz olgusu bildirilmiş olup, bunların yaklaşık %30’unu mesane kanseri oluşturmaktadır. Standart bir tedavi protokolü bulunmamakta olup tedavi büyük ölçüde palyatif niteliktedir. OLGU SUNUMU: Metastatik mesane kanseri tanılı 74 yaşında bir erkek hasta, altı haftadır süren ağrılı priapizm ve alt üriner sistem semptomları ile başvurdu. Muayenede rijit, palpasyonla hassasiyeti olmayan bir penis saptandı. Yatak başı kavernozal aspirasyonda kan gelmedi. Kontrastlı bilgisayarlı tomografide (BT) penil yumuşak dokuda yaygın kalınlaşma izlendi. Distal T-şant ile yapılan cerrahi eksplorasyonda intrakavernozal pıhtı ile birlikte tümör infiltrasyonu doğrulandı ve yalnızca kısmi detümesans sağlanabildi. Postoperatif dönemde ağrı transdermal opioidlerle kontrol altına alındı. Hasta ileri cerrahi girişimi kabul etmedi ve ağrı kontrolü ile lokal tümör küçültülmesi amacıyla palyatif eksternal radyoterapiye yönlendirildi. TARTIŞMA: Malign priapizm yönetimi palyatif ve bireyselleştirilmiş bir yaklaşım gerektirir. Aspirasyon, intrakavernozal sempatomimetik enjeksiyonu ve şant gibi birinci basamak yöntemler, tümöre bağlı priapizmin infiltratif doğası nedeniyle sıklıkla etkisiz kalmaktadır. Radyoterapi, analjezi ve lokal tümör kontrolü için invaziv olmayan bir seçenek sunarken, sistemik tedavi tümör histolojisine göre değerlendirilebilir; penektomi ise dirençli ve ağır semptomatik hastalık için saklı tutulmalıdır. Multidisipliner yaklaşım, tedavinin hastanın isteği ve yaşam kalitesiyle uyumlu şekilde planlanmasına katkı sağlar. SONUÇ: Mesane kanserine sekonder malign priapizm ileri evre hastalığın bir göstergesi olup kötü prognozla ilişkilidir. Bireyselleştirilmiş, multidisipliner ve palyatif tedavi yaklaşımının esas alınması gerekmekte olup, radyoterapi seçilmiş hastalarda semptom kontrolü açısından etkili bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. |
| ANDROLOJİ YAYINLARI VE KONGRE TAKVİMİ | |
| 15. | Androloji Yayınları ve Kongre Takvimi Publications and Congress Calendar of Andrology Sayfalar 196 - 200 Makale Özeti | |