e-ISSN 2587-2524
Volume : 24 Issue : 4 Year : 2022

Dizinler
Androloji Bülteni - : 24 (4)
Cilt: 24  Sayı: 4 - 2022
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Reviewers

Sayfalar II - III

3.
Başkan'dan
From the President

Sayfa IV

4.
Editör'den
From the Editor

Sayfa V

5.
İçindekiler
Contents

Sayfa VI

ORIJINAL ARAŞTIRMA
6.
Transrektal prostat biyopsisine bağlı gelişen erektil ve işeme disfonksiyonunun incelenmesi ve tedavisinde tadalafilin etkisi
Evaluating erectile and voiding dysfunctions due to transrectal prostate biopsy and efficacy of tadalafil in treatment
Ahmet Ender Caylan, Mustafa Faruk Usta
doi: 10.24898/tandro.2022.90532  Sayfalar 237 - 241
AMAÇ: Çalışmamızda transrektal ultrason eşliğinde (TRUS) yapılan prostat biyopsisine bağlı gelişen erektil disfonksiyon (ED), alt üriner sistem semptomları (AÜSS) ve anksiyeteyi değerlendirmek ve bu komplikasyonları azaltma amaçlı tedavi seçeneklerini araştırmak hedeflenmiştir
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Prostat kanseri şüphesiyle TRUS biyopsi yapılan 112 hasta incelendi. Adenokanser tanısı alan 34 hasta çalışma dışında bırakıldı. Diğer 78 hastanın işlem öncesi, işlemden sonraki 1. ay ve 3. ay IIEF (International Index of Erectile Function), IPSS (International Prostate Symptom Score) ve BDI (Beck Anxiety Inventory) skorları incelendi. 25 hastanın işlem öncesindeki süreçte en az bir aydır günlük 5 mg tadalafil kullandığı tespit edildi. Tedavi alan 25 hastanın verileri ile herhangi bir tedavi almayan 53 hastanın verileri karşılaştırıldı.
BULGULAR: Tadalafil kullanan 25 hastanın işlem öncesi IIEF skoru kullanmayan 53 hastaya göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük izlenirken (21,65vs 24,79, p=0,001); IPSS ve BDI skorları arasında anlamlı fark izlenmedi (p=0,1; p=0,09). Her iki grupta da işlemin 1. ve 3. aylarında ED, AÜSS ve anksiyetede artış görüldü. Ancak gruplar karşılaştırıldığında tadalafil 5 mg kullanan hastalarda bu değişimin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az olduğu tespit edildi
SONUÇ: Çalışmamız günlük tadalafil 5 mg kullanan hastalarda kullanmayanlara göre ED, AÜSS ve anksiyetenin anlamlı derecede daha az olduğunu göstermektedir. TRUS biyopsiye bağlı gelişen bu gibi komplikasyonları azaltmada tadalafil tedavisi bir seçenek olarak düşünülebilir.
OBJECTIVE: The aim of the present study was to assess the prevalence of erectile dysfunction (ED), lower urinary tract symptoms (LUTS) and anxiety developing due to transrectal ultrasound (TRUS) guided prostate biopsy and to evaluate an alternative treatment option to reduce these complications.
MATRERIAL and METHODS: 112 patients who underwent TRUS guided biopsy were included, 34 patients with a diagnosis of prostate cancer diagnosis were excluded. For the 78 patients, International Index of Erectile Function (IIEF), International Prostate Symptom Score (IPSS) and Beck Anxiety Inventory (BAI) scores were recorded at the baseline, and 1st, and 3rd months after the procedure. Twenty-five of those 78 men used 5 mg tadalafil daily for at least 1 month before the biopsy. The data of those 25 patients was compared to the remaining 53 patients.
RESULTS: The IIEF score for the group using tadalafil was observed to be significantly lower compared to the group not using tadalafil (21.65 vs. 24.79, p=0.001), while there was no significant difference between IPSS and BAI scores (p=0,1; p=0,09) at the baseline. In both group there was an improvement for ED, LUTS and anxiety scores at the 1st and 3rd months after the procedure. However, the improvement was significantly higher in patients using 5 mg daily tadalafil.
CONCLUSION: The present study revealed that ED, LUTS and anxiety improved significantly higher in patients using 5 mg daily tadalafil than in men without any treatment. Tadalafil treatment may reduce TRUS guided biopsy complications including ED, LUTS and anxiety.

7.
Vücut kitle indeksi, testis hacmi, penis uzunluğu: Adölesan dönemi öncesi çocuklarda genel durumun yeniden gözden geçirilmesi
Body mass index, testicular volume, penile length: A review of the general situation in pre-adolescent children
Müslüm Ergün, Süleyman Sağır, Sule Allahverdi
doi: 10.24898/tandro.2022.68442  Sayfalar 242 - 248
AMAÇ: Çalışmamızın amacı puberte öncesi çocuklarda yaşa göre penis boyu ve testis hacmi için referanslar elde etmek ve bu ölçümün puberte öncesi çocuklarda penis ve testis ölçümü açısından var olan standardizasyonlara katkı sağlamaktır. Ayrıca çocuklarda penis boyu ve testis hacminin çocuğun boyu, kilosu ve vücut kitle indeksi (VKİ) arasında ilişki olup olmadığını araştırmayı hedefledik.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Kliniğimize başvuran 1201 çocuğun penis boyunu cetvelle ve testis hacmini ultrasonla ölçüp, bu değerleri çocuğun boyu, kilosu ve vücut kitle indeksi ile karşılaştırdık. Hastaların klinik bilgileri tıbbi kayıtları geriye dönük olarak incelenerek toplandı. Araştırma Kesitsel tipte bir çalışmadır. Tanımlayıcı istatistik olarak yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Tek değişkenli analizlerde student t-testi kullanılmıştır. Çalışmada SPSS 20.0 paket programı kullanılarak analizler yapılmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılanların ortalama yaşı 4,35±2,65 yıl, ortalama boy ölçümleri 104,23±22,61 cm, ortalama kilo ölçümleri 18,31±8,63 kg ve ortalama VKİ (vücut kitle indeksi) ölçümleri 16,06±2,64 kg/m²’dir. Yaş, boy, kilo ile VKİ değerleri arttıkça ortalama testis hacmi ve penis boyu artmaktadır (p<0,001). Katılımcıların ortalama penis boyu 5,43±1,11 cm uzunluğunda, ortalama testis hacmi 3,15±1,18 ml ölçülmüştür. Penis boyu arttıkça ortalama testis hacmi artmaktadır (p<0,001). Katılımcıların sağ testis hacmi ortalama 3,15±1,19 ml ve sol testis hacmi 3,15±1,19 ml şeklindedir ve ölçümler birbirine benzerlik göstermektedir (p=0,361).
SONUÇ: Sonuç olarak 0–10 yaş grubunda penis boyu ve testis hacminin çocukların yaş kilo VKİ si arasında güçlü bir korelasyon mevcuttur. Bununla beraber erkek çocuklarda penis boyu ve testis hacmi arasında da güçlü bir ilişki olduğunu tespit ettik.
OBJECTIVE: The aim of our study is to obtain references for penile length and testicular volume according to age in prepubertal children and to contribute to the standardization of this measurement in terms of penis and testis measurement in prepubertal children. In addition, we aimed to investigate whether there is a relationship between penile length and testicular volume in children, height, weight and body mass index (BMI).
MATRERIAL and METHODS: We measured the penile length with a ruler and the testicular volume with ultrasound in 1201 children who applied to our clinic, and compared these values with the child’s height, weight and body mass index. The research is a cross-sectional study. Percentage, mean and standard deviation were used as descriptive statistics. Student t-test was used for univariate analyses. In the study, analyses were made using the SPSS 20.0 package program.
RESULTS: The mean age of the participants in the study was 4.35±2.65 years, average height measurements were 104.23±22.61 cm, average weight measurements were 18.31±8.63 kg, and average BMI (body mass index) measurements were 16.06±2.64 kg/m². As age, height, weight and BMI values increase, mean testicular volume and penile length increase (p<0.001). The mean penile length of the participants was 5.43±1.11 cm, and the mean testicular volume was 3.15±1.18 ml. Mean testicular volume increases as penis length increases (p<0.001). The mean right testicular volume of the participants was 3.15±1.19 ml and the left testicular volume was 3.15±1.19 ml, and the measurements were similar to each other (p=0.361)
CONCLUSION: As a result, there is a strong correlation between the penis length and testicular volume in the 0–10 age group, and the age-weight BMI of the children. However, we also found a strong relationship between penile length and testicular volume in boys.

8.
COVID-19 pandemisinin erkek cinsel işlev bozukluğuna ve olası etyolojik faktörlere etkisi
Influence of the COVID-19 pandemic on male sexual dysfunction and potential etiological factors
Uğur Öztürk, Mustafa Koray Kırdağ, Alperen Kuru, Muhammed Emin Göktepe, Taha Kır, Onur Özturk
doi: 10.24898/tandro.2022.82542  Sayfalar 249 - 257
AMAÇ: Coronavirus hastalığı 2019 (COVID-19) pandemisi dünya çapında insanların sağlığı ve yaşam şekilleri üzerinde etkisini sürdürmektedir. Bu çalışmada pandeminin erkek cinsel işlev bozukluğuna ve olası etiyolojik faktörlere etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Bu kesitsel araştırmada 18–65 yaş arasındaki erkek katılımcılara bir veri toplama formu uygulandı ve pandemi döneminde cinselliği değerlendirmeye yönelik sıklık, istek, etki edebilecek faktörler ve ilişki çeşitleri irdelendi. Olgu grubuna üroloji kliniğine başvuran, cinsel işlev bozukluğu yakınması olan olgular dâhil edildi. Kontrol grubunu ise iki farklı aile sağlığı merkezine herhangi bir sebepten ötürü başvuru yapan olgular oluşturdu. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 23.0 programıyla gerçekleştirildi.
BULGULAR: Çalışmaya 57’si olgu (%33,14), 115’i kontrol (%66,86) grubundan, toplam 172 kişi katılmıştır. Yaş ortalaması olgu grubunda 38,72±11,15 yıl, kontrol grubunda 35,31±10,22 yıl idi. Gruplar arasında cinsel ilişki sıklığı (p=0,002), istek, peniste sertleşme ve erken boşalma problemi, partnerde cinsel problem varlığı (her biri için p<0,001) açısından farklılık saptandı. Olgu grubunda, meslek temposunda ve günlük hareket miktarında azalma ve değişmeme oranları (p=0,014 ve p=0,028), kilo artış veya azalma oranı (p=0,05), yeni bir ilaç kullanmaya başlama oranı (p=0,01), iş kaybetme/maddi kayıp kaygısı (p=0,017) daha yüksekti. Olgu grubunda vajinal seks, oral seks, öpüşme/dokunma aktivitelerinde azalma, erotik/porno yayın takibinde artış gözlendi (her biri için p<0,001). Cinsel ilişki sıklığını azaltan kaygılar irdelendiğinde ‘Hastalık kapma kaygısı’ ve ‘Partnerinde veya ailesinde sağlık bozukluğu kaygısı’ oranları yüksekti (sırasıyla, p=0,001, p=0,008). Olgu grubunda cinsel ilişki sıklığının azalmasına cinsel ilişki isteğinde azalmanın etkisinin olduğu gözlendi (p=0,013).
SONUÇ: Pandemi döneminde yaşanan kaygılar, hareketsizlik ve kilo artışı, yeni ilaç kullanmaya başlama gibi faktörler erkek cinselliğini olumsuz etkilemektedir.
OBJECTIVE: The coronavirus disease 2019 (COVID-19) pandemic has continued to affect human health and lifestyles worldwide. In this study, we aimed to investigate the effect of COVID-19 pandemic on male sexual dysfunction and potential etiological factors.
MATRERIAL and METHODS: In this cross-sectional study, the sexuality in male participants aged 18–65 years during the pandemic was evaluated through a data collection form to investigate frequency, desire, possible contributing factors and types of intercourse. The patients who admitted to the urology clinic for sexual dysfunction were included in the case group. The control group consisted of patients who applied to two different primary care clinics for any reason. Statistical analyses were performed with SPSS version 23.0 program.
RESULTS: Among the 172 participants enrolled, 57 (33.14%) and 115 (66.86%) were categorized in the patient and control groups, respectively. The mean participant age was 38.72±11.15 years in the patient group and 35.31±10.22 years in the control group. We found intergroup differences in terms of the frequency of sexual intercourse (p=0.002), desire, erection and premature ejaculation problems, and presence of sexual problems in the partner (p<0.001 for each). In the patient group, decreased or unchanged occupational physical activity and daily movement (p=0.014 and p=0.028), weight gain or loss (p=0.05), rate of starting a new medication (p=0.01), loss of job/financial loss anxiety (p=0.017) was observed at a higher rate. A decrease in vaginal sex, oral sex, kissing/touching activities and an increase in watching pornographic or erotic content were observed in the patient group (p<0.001 for each). When the concerns that contributed to the reduced frequency of sexual intercourse were examined, it was observed that the rates of ‘Anxiety of contracting a disease’ and ‘Anxiety related to occurrence of health disorders in the partner or partner’s family’ were high (p=0.001, p=0.008, respectively). It was also observed that the decrease in sexual desire had an impact on the decrease in the frequency of sexual intercourse in the patient group (p=0,013).
CONCLUSION: Factors such as anxieties, inactivity and weight gain, and starting a new medication experienced during the pandemic adversely affected male sexuality.

9.
Artan prostat hacmi erektil fonksiyon ve yaşam kalitesi için bir risk faktörü müdür?
Is increased prostate volume a risk factor for erectile function and quality of life?
Aykut Demirci, Halil Basar
doi: 10.24898/tandro.2022.72324  Sayfalar 258 - 263
AMAÇ: Benign prostat hiperplazisi (BPH) yaşlanan erkeklerde en sık alt üriner sistem semptomları (AÜSS) nedenidir. Prostat hacmi (PH) BPH’nin progresyonunu göstermesi açısından önemlidir. BPH hastalarında erektil disfonksiyon (ED) sık görülmektedir. Biz de artan prostat hacminin BPH hastalarının erektil fonksiyonunu ve yaşam kalitesini (QoL) nasıl etkilediğini araştırmayı amaçladık.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Mayıs-Ağustos 2022 tarihleri arasında kliniğimizde BPH tanısı alan 154 hasta çalışmaya alınmıştır. Prostat hacmi 30–50 cc olanlar Grup 1 (s=74), 50–80 cc olanlar Grup 2 (s=58), >80 cc olanlar Grup 3 (s=22)’e dâhil edilmiştir. Hastaların IPSS (Uluslararası Prostat Semptom Skoru) ve IIEF-5 (Uluslararası Erektil İşlev Formu-5) anketinde almış oldukları puanlar kaydedilmiştir. Uluslararası Prostat Semptom Skoru anketinde 8. Soruya [“Hayatınızın bundan sonraki bölümünde şikâyetleriniz aynen devam ederse kendinizi nasıl hissedersiniz?” 0 (Çok Mutlu) - 6 (Berbat)] verilen skor ile hastaların QoL’ı değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Erektil disfonksiyon tüm hastaların %76,6 (s=118)’sında tespit edildi. Grup 1’deki hastaların Grup 3’tekilere göre daha genç olduğu görüldü (61,6±6,77 vs. 66,1±6,37, p=0,04, sırasıyla). Diğer gruplara göre Grup 1’de median IPSS[15 (11,5) vs. Grup 2, 18 (13), p=0,006; Grup 3, 21 (12), p=0,012] ve QoL [3 (2,25) vs. Grup 2, 4 (2), p=0,012; Grup 3, 4 (2), p=0,03] skorlarının düşük olduğu, median IIEF-5 [21 (6,25) vs. Grup 2, 11,5 (5,75); Grup 3, 5 (1), p<0,001] skorunun daha yüksek olduğu görüldü. Prostat hacmi ile IPSS ve QoL arasında pozitif yönde, IIEF-5 skoru ile negatif yönde korelasyon olduğu izlendi (p<0,05). Yaştan bağımsız olarak PH, ED için bağımsız bir risk faktörü olduğu belirlendi (β=-0,8, t=-17,82, p<0,001).
SONUÇ: Artan prostat hacmi BPH hastalarının yaşam kalitesini kötü yönde etkilemektedir ve ED gelişme riskini artırmaktadır.
OBJECTIVE: Benign prostatic hyperplasia (BPH) is the most common cause of lower urinary tract symptoms (LUTS) in aging men. Prostate volume (PV) is important in showing the progression of BPH. Erectile dysfunction (ED) is common sexual problem in BPH patients. We aimed to investigate how increased prostate volume affects the erectile function and quality of life (QoL) of the BPH patients.
MATRERIAL and METHODS: Between May and August 2022, 154 patients diagnosed with BPH in our clinic were included in the study. Those with a PV of 30–50 cc were included in Group 1 (n=74), those with 50–80 cc in Group 2 (n=58), and those with >80 cc in Group 3 (n=22). The scores of the patients in the IPSS (International Prostate Symptom Score) and IIEF-5 (International Erectile Function Form-5) questionnaires were recorded. The QoL of the patients was evaluated with the scores given the 8th question in the IPSS questionnaire [“How would you feel if your complaints continued in the rest of your life?” 0 (Delighted) - 6 (Terrible)].
RESULTS: ED was detected in 76.6% (n=118) of all patients. It was observed that the patients in Group 1 were younger than Group 3 (61.6±6.77 vs. 66.1±6.37, p=0.04, respectively). Compared to the other groups, it was observed that the median IPSS [15 (11.5) vs. Group 2, 18 (13), p=0.006; Group 3, 21 (12), p=0.012] and QoL scores [3 (2.25) vs. Group 2, 4 (2), p=0.012; Group 3, 4 (2), p=0.03] were lower, and the median IIEF-5 score [21 (6.25) vs. Group 2, 11.5 (5.75); Group 3, 5 (1), p<0.001] was higher in Group 1. It was observed that there was a positive correlation between PV and IPSS and QoL, and a negative correlation with IIEF-5 score (p<0.05). PV was determined to be an independent risk factor for ED, regardless of age (β=-0.8, t=-17.82, p<0.001).
CONCLUSION: Increasing prostatic volume adversely affects the quality of life of BPH patients and increases the risk of developing ED.

10.
Ebelik öğrencilerinde cinsel tutum ve inanışlar üzerinde cinsel utangaçlığın etkisi
The effect of sexual embarrassment on sexual attitudes and beliefs in midwifery students
Nurcan Uzdil, Yurdagül Günaydın
doi: 10.24898/tandro.2022.03764  Sayfalar 264 - 272
AMAÇ: Bu araştırma ebelik öğrencilerinde cinsel bakıma ilişkin tutum ve inanışların cinsel tutum ve cinsel utangaçlığa etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma Şubat 2022-Nisan 2022 tarihleri arasında Bozok Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ebelik bölümünde öğrenim gören ve çalışmaya katılmayı kabul eden 274 öğrenci ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Cinsel Utangaçlık Ölçeği (CUÖ), Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği (HCTÖ) ve Cinsel Tutum ve İnançlar Ölçeği (CTİÖ) kullanıldı. Çalışma için etik kurul onayı, kurum izni ve çalışma kapsamına alınan öğrencilerin bilgilendirilmiş olurları alındı.
BULGULAR: Çalışmada öğrencilerin CUÖ puan ortalaması 17,88±6,47, HCTÖ puan ortalaması 82,87±10,19, CTİÖ puan ortalaması 37,50±7,57 olarak elde edildi. Cinsel utangaçlık ile cinsel tutum ve cinsel bakıma ilişkin cinsel tutum ve inanışlar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,01). Ebelik öğrencilerinde cinsel inanç ve tutumlar ölçeği üzerine cinsel tutumların ve cinsel utangaçlığın istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulundu (p=0,005; p<0,001). Öğrencilerin CTİÖ puanlarının %7,1’lik kısmı HCTÖ ve CUÖ ile açıklanmaktadır.
SONUÇ: Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin CUÖ puanlarının yüksek CTİÖ puanlarının ise orta düzeyde olduğu tespit edildi. Ayrıca cinsel utangaçlık ile cinsel tutum ve cinsel bakıma ilişkin cinsel tutum ve inanışlar arasında olumlu yönde ilişki vardır. Bütüncül bakımın temel unsurlarından olan cinsel sağlık bakımına yönelik olumlu tutum ve inançların oluşturulması için öğrencilere kapsamlı cinsel eğitimlerin yer ders müfredatlarının oluşturulması önerilebilir.
OBJECTIVE: This research was conducted as a descriptive study to determine the effect of sexual attitude and sexual shyness on attitudes and beliefs about sexual care in midwifery students.
MATRERIAL and METHODS: This descriptive study was conducted with 274 students who were studying in the midwifery department of Bozok University Faculty of Health Sciences between February 2022 and April 2022 and accepted to participate in the study. Introductory Information Form, Sexual Embarrassment Scale (SES), Hendrick Sexual Attitude Scale (HSAS), and Sexual Attitudes and Beliefs Scale (SABS) were used to collect data. Ethics committee approval, institutional permission and informed consent of the students included in the study were obtained for the study.
RESULTS: In the study, the mean SES score of the nursing students was 17.88±6.47, the mean HSAS score was 82.87±10.19, and the mean SABS was 37.50±7.57. A positive and significant relationship was found between sexual embarrassment and sexual attitudes and beliefs regarding sexual attitude and sexual care (p<0.01). A statistically significant effect of sexual attitudes and sexual embarrassment was found on the scale of sexual beliefs and attitudes in midwifery students (p=0.005; p<0.001). 7.1% of the students’ SABS scores are explained by HSAS and SES.
CONCLUSION: According to the findings obtained from this study, it was found that the students’ SES scores were high and their SABS scores were moderate, and there was a positive relationship between sexual embarrassment and sexual attitudes and beliefs about sexual attitude and sexual care. In order to create positive attitudes and beliefs towards sexual health care, which is one of the basic elements of holistic care, it may be recommended to create a comprehensive sexual education curriculum for students.

DERLEME
11.
Benign prostat hiperplazisi olan hastalarda PSA kullanımı
Usage of PSA in patients with benign prostatic hyperplasia
Ali Atan
doi: 10.24898/tandro.2022.93653  Sayfalar 273 - 277
Prostat Spesifik Antijen (PSA), prostat asinilerinden salgılanan bir glikoproteindir. Prostat spesifik antijen sıklıkla prostat kanseri (PKa) için kullanılan bir test olarak düşünülmesine karşın PSA hastalık özel bir belirteç değildir, organ özel bir belirteçtir. Serum PSA düzeyinin kesinlikle prostat kanseri tanısında önemli olduğu kadar prostatın diğer benign durumlarında da önemli olduğu unutulmamalıdır. Bu derleme makalede serum PSA düzeyinin Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) tanısında, BPH progresyonunun öngörülmesinde, BPH medikal tedavisini seçiminde ve medikal tedavi altındaki hastaların takibindeki kullanımı anlatılmaktadır.
Prostate Specific Antigen (PSA) is a glycoprotein secreted from prostate acini. Although PSA is generally considered a test used for prostate cancer (PCa), PSA is an organ-specific marker, not a disease-specific marker. It should not be forgotten that serum PSA level is important in the diagnosis of prostate cancer as well as in other benign conditions of the prostate. In this review article, the use of serum PSA in the diagnosis of BPH, in the prediction of Benign Prostatic Hyperplasia (BPH) progression, in the selection of BPH medical treatment, and in the follow-up of patients under medical treatment is described.

12.
Üremeye yardımcı tedavi yöntemleri ve etik sorunlar: Mümkün olan her şey ahlaki midir?
Assisted reproductive technologies and ethical issues: Is every possible thing moral?
Adem Az, Muhammet İhsan Karaman
doi: 10.24898/tandro.2022.22800  Sayfalar 278 - 287
Üremeye Yardımcı Tedavi Yöntemleri (ÜYTY) çocuk sahibi olmak isteyen çiftler için tüm Dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Hatta çoğu ülkede tüp bebek ile ilgili etik tartışmalar artık ÜYTY’i prosedürel olarak incelememektedir. Fakat yöntemin bu kadar sık ve yaygın uygulanması herhangi bir etik kaygı içermediği anlamına gelmemektedir. Ek olarak ÜYTY ile birlikte günümüzde anne-baba adayları çocuklarının cinsiyetini ve fiziksel özelliklerini dahi seçebilmekte; eş cinsel bireyler ya da bekâr kadınlar tek başına, çocuk sahibi olabilmektedir. Mitokondri değiştirme terapileri, gamet ve embriyo bağışı ve taşıyıcı annelik gibi pek çok farklı uygulama ÜYTY ile mümkün olmaktadır. Peki tıbbi ve teknik olarak mümkün olan her şeyi yapabilir miyiz? İnsanı merkeze koyan, özellikle de yeni teknolojiler ile ilgili bir uygulamada yargıya varmadan önce iki temel soru muhakkak sorulmalıdır: “Herkes bu uygulamayı yaparsa ne olur?” ve “bu uygulama nelere yol açar?”. Böylece özel bir alan ile ilgili olarak insanoğluna ahlaki gelen bir uygulamanın genele yayılması durumunda nelere yol açabileceği kolaylıkla görülebilir. Sınırsız bir üreme ve çocuk sahibi olma arzusunun her koşulda hak görülmesi çocuğu ebeveynlerin nesnesi haline getirmektedir. Bu nedenle ÜYTY geliştirilirken sadece bireylerin üreme özgürlüğü ya da kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkı değil, doğacak çocuğun hakları da düşünülmelidir. Ayrıca insanı geliştirmeyi ve değiştirmeyi hedef edinen biyoteknolojiler insanlık şerefine (human dignity) ve yaradılışına saldırmaktadır. Bu makalenin amacı ÜYTY’i hem teknik açıdan hem de diğer sosyal yönleriyle etik perspektifinden tartışmaktır.
Assisted Reproductive Technologies (ART) are widely used all over the world for couples who want to have children. Ethical debates about IVF in most countries no longer examine ART procedurally. Although IVF is used so frequently and widely, it includes some ethical concerns. In addition, with ART, parents can choose the gender and physical characteristics of their children; Homosexual individuals or single women can have children. Many different treatments such as mitochondrial replacement therapies, gamete and embryo donation, and surrogacy are possible with ART. Can we do everything that is medically and technically possible? Before making a judgment about an application that focuses on people, especially about new technologies, two basic questions must be asked: “What would happen if everyone made this application?” and “what does this practice lead to?”. In this way, we can easily see the consequences of a ethical practice in a particular field when spread to the public. Defending reproductive autonomy and the desire to have children under all conditions makes the child an object of the parents. For this reason, while developing ART, not only the reproductive freedom of individuals or the right for one to make their own decisions but also the rights of the child should be considered. In addition, biotechnologies that aim to improve and change humans attack human dignity and creation. This article aimed to discuss ART from an ethical perspective, both from a technical and social aspect.

13.
Semen mikrobiatasının semen parametreleri ve erkek infertilitesi ile ilişkisi
The relationship of semen microbiota with semen parameters and male infertility
Emin Taha Keskin, Halil Lütfi Canat
doi: 10.24898/tandro.2022.05924  Sayfalar 288 - 293
İnsanlarda bulunan mikroorganizmaların (bakteri, virüs, mantar) tamamına “mikrobiata”, tüm bu mikroorganizmaların genomuna “mikrobiyom” adı verilmektedir. Bugüne kadar insanlarda 10.000’den fazla bakteri ve mantar, 3000’den fazla virüs türü saptanmıştır. İnsan mikrobiatasının %9u ürogenital sistemde olup hem fertil hem de infertil erkeklerde semenin mikrobiata nedeniyle steril olmadığı bilinmektedir. Prevotella, Finegoldia, Psödomonas, Peptinophilus, Streptococcus, Anaerococcus, Lactobacillus ve Corynebacterium bakteri cinsleri sperm mikrobiyomunun en sık saptanan ana mikrobiata bileşenleri olarak kabul edilmektedir. Semen mikrobiatasının semen parametreleri ile ilişkisi ise halen net olmasa da bakteriyosperminin sperm sayısı, motilitesi ve sperm DNA fragmantasyonu üzerinde olumsuz etkisinin olduğu bilinmektedir. Ancak özellikle NGS (next-generation DNA sequencing) tekniği kullanılan çalışmalarda hem fertil hem de infertil hastaların semen mikrobiataları benzer bulunmuştur. Ancak intratestiküler dokuların standart kültür yöntemlerine göre steril olmasına rağmen mTESE işlemi ile sperm bulunamayan hastaların intratestiküler dokusunda Firmicutes ve Clostridia türlerinin düşük, Peptoniphilus türünün tamamen yok ve Actinobacteria türünün ise yüksek oranda saptanmaktadır. Ayrıca yardımcı üreme teknikleri ile elde edilen embriyonlar semen mikrobiyatasında Enterobacteriaceae varlığında daha iyi, Alphaproteobacteria ve Gammaproteobacteria varlığında ise daha düşük kaliteli gelişim göstermektedir. Probiyotik kullanımının semende ROS miktarında 3,5 katlık azalma ve sperm motilitesinde altı katlık bir artış sağladığı gösterilse de probiyotik kullanımı ve semen parametreleri arasındaki ilişki halen net değildir. Sonuç olarak semen mikrobiatasının erkek infertilitesi ile ilişkisi mevcut sınırlı kanıtlar göz önüne alındığında halen yeterli olmayıp gelişen teknoloji ve bilgi birikimi ile koruyucu rolü olabilecek patojenik olmayan mikrobiatal organizmaların idiyopatik erkek infertilitesinin tedavisindeki rolü gelecekteki araştırmalar ile aydınlatılmalıdır.
All of the microorganisms (bacteria, viruses, fungi) found in humans are called “microbiota”, and the genomes of all these microorganisms are called “microbiomes”. To date, more than 10,000 types of bacteria and fungi, and more than 3000 types of viruses have been identified in humans. Nine percent of human microbiota is present in the urogenital system and it is known that semen in both fertile and infertile men is not sterile due to microbiota. Prevotella, Finegoldia, Pseudomonas, Peptinophilus, Streptococcus, Anaerococcus, Lactobacillus and Corynebacterium bacterial genera are considered to be the most frequently detected major microbiota components of the sperm microbiome. Although the relationship between semen microbiota and semen parameters is still not clear, it is known that bacteriospermia has a negative effect on sperm count, motility and sperm DNA fragmentation. However, especially in studies using NGS (nextgeneration DNA sequencing) technique, semen microbiota of both fertile and infertile patients were found to be similar. Although intratesticular tissues are sterile according to standard culture methods, Firmicutes and Clostridia species are found to be low, Peptoniphilus species completely absent and Actinobacteria species are found to be high in intratesticular tissue of patients who cannot find sperm by mTESE procedure. In addition, embryos obtained by assisted reproduction techniques show better growth in the presence of Enterobacteriaceae in the semen microbiota, but lower quality in the presence of Alphaproteobacteria and Gammaproteobacteria. Although it has been shown that the use of probiotics provides a 3.5-fold decrease in the amount of ROS in semen and a six-fold increase in sperm motility, the relationship between probiotic use and semen parameters is still unclear. In conclusion, the relationship between semen microbiota and male infertility is still not sufficient considering the limited evidence available. With the developing technology and knowledge, the role of non-pathogenic microbiatal organisms that may have a protective role in the treatment of idiopathic male infertility should be evaluated by future research.

14.
Penil protez cerrahisinde alternatif rezervuar yerleştirme teknikleri
Alternative reservoir placement tecniques in penile prothesis surgery
Ahmet Ender Caylan, Mustafa Faruk Usta
doi: 10.24898/tandro.2022.49092  Sayfalar 294 - 297
Günümüzde erektil disfonksiyon ve üriner inkontinans nedeniyle penil protez ve artifisiyel üriner sfinkter cerrahileri sıklıkla uygulanılmakta olup; sözü edilen işlemler zaman içinde daha popüler ve etkili hale gelmektedir. Bununla birlikte, protez teknolojisinde sağlanan gelişmeler; cerrahilerin daha kolay ve düşük komplikasyon oranları ile uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Günümüzde yaygın olarak uygulanılmakta olan cerrahi tekniklerde; nadiren vasküler/bağırsak yaralanması, palpabl rezervuar veya enfeksiyon gibi komplikasyonlara rastlanabilmektedir. Özellikle önceden geçirilmiş cerrahi hikâyesi bulunan olgularda; nadir komplikasyonların yaşanmamasına teknolojik olarak geliştirilmiş protezlerin kullanılması önerilmektedir. Bu derlemede; zorlu protez olgularında rezervuar yerleştirilmesi ile ilgili güncel bilgiler irdelenmiştir.
Nowadays penile prothesis and artificial urinary sphincter surgeries are widely performed in men with refractory erectile dysfunction and urinary incontinence. Both surgeries are becoming more popular and the effectiveness of these surgical modalities are increasing with time. In addition, technological developments associated to prostheses gives surgeons several opportunities, thus performing more easier surgeries with low complication rates. Nowadays, even uncommonly seen; vascular injury, palpable reservoir or infection can be encountered after prostheses surgeries. Furthermore, especially in cases with previous pelvic surgery history, the use of new developed prostheses is recommended to prevent rarely seen complications; including vascular/ bowel injury, postoperative palpable reservoir and infection. In this review, we described the placement of reservoirs in difficult prosthesis cases and evaluated the results of such surgeries.

15.
HPV ve erkek cinsel sağlığı
HPV and men’s sexual health
Mesut Cilli
doi: 10.24898/tandro.2022.80008  Sayfalar 298 - 312
Human papilloma virüs (HPV), dünyada en sık görülen cinsel yol ile bulaşan enfeksiyon (CYBE) etkenidir. HPV, genital bölgede kondiloma aküminatum adı verilen siğillere, prekanseröz ve kanseröz lezyonlara yol açabilir. Onkojenik bir virüs olan HPV’nin serviks kanseri ile birlikteliğinin %100 olması ve daha önceki prevalans çalışmalarının genellikle kadınlar üzerinde yapılmış olması erkeklerdeki HPV enfeksiyonunu geri planda bırakmıştır. Son yıllarda erkeklerin dâhil edildiği prevalans çalışmalarının artması, penil intraepitelyal neoplazi (PIN)’li hastalarla %70–100 ve penis kanseriyle %50 oranında olan birlikteliği, penil uretral meatusta ve nadiren uretrada görülmesi, birkaç çalışmada prostat kanseri ile ilişkilendirilmesi ve erkek infertilitesine yol açması sebebiyle erkek cinsel sağlığı açısından bilinmesi ve önem verilmesi gereken bir virüstür. Bu derleme erkeklerde görülen HPV enfeksiyonlarının güncel tanı, tedavi ve korunma yollarını değerlendirmeyi amaçlamıştır.
Human papilloma virus (HPV) is the most common sexually transmitted infection (STI) agent in the world. HPV can cause genital warts called condyloma acuminatum as well as precancerous and cancerous lesions. The 100% association of HPV, an oncogenic virus, with cervical cancer, and the fact that previous prevalence studies were generally conducted on women, left HPV infection in men in the background. Because of the increase in prevalence studies including men and the association of patients with penile intraepithelial neoplasia (PIN) at a rate of 70–100% and those with penile cancer at a rate of 50%; in addition since it is seen in the penile urethral meatus and rarely in the urethra and associated with prostate cancer in several studies; leading to male infertility, it is a virus that should be known and given importance in terms of male sexual health. This review aimed to evaluate the current diagnosis, treatment and prevention methods of HPV infections in men.

ANDROLOJİ YAYINLARI VE KONGRE TAKVİMİ
16.
Androloji Yayınları ve Kongre Takvimi
Publications and Congress Calendar of Andrology

Sayfalar 313 - 316
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale