Yukarı Çık
Ana Sayfa | Dernek
Androloji Bülteni Cilt: 19 Sayı: 3

 







 
: 19 (1)
Cilt: 19  Sayı: 1 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak

Sayfalar I - II

2.
Danışma Kurulu

Sayfalar III - IV

BAŞKANDAN MESAJ
3.
Başkan'dan Mesaj

Sayfa V

EDİTÖR KÖŞESİ
4.
Editör Köşesi

Sayfa VI

İÇİNDEKİLER
5.
İçindekiler

Sayfa VII

6.
Kongre Duyurusu

Sayfa VIII

KLINIK ARAŞTIRMA MAKALESI
7.
Erişkin gömük penis rekonstrüksiyonunda yeni suprapubik insizyon tekniği
A new suprapubic incision technique for reconstruction of the adult buried penis
Hasan Yılmaz, Murat Üstüner, Mustafa Yüksekkaya, Mehmet Esat Kösem, Ali Kemal Uslubaş, Mustafa Melih Çulha
doi: 10.24898/tandro.2017.26214  Sayfalar 1 - 5
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda, erişkin gömük penis hastalarında suprapubik lipektomi sonrası penisin daha uzun ve estetik görünmesi için uyguladığımız suprapubik insizyon tekniğini değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde 2013–2016 yılları arasında, suprapubik yağlanma nedeniyle fonksiyonel penis boyunun kısaldığını düşünen 19 hastanın verileri geriye dönük değerlendirildi. Penopubik bileşkenin yaklaşık 2 cm üstünden ters hilal şeklinde 8 cm’lik transvers cilt insizyonu yapıldıktan sonra, penis kökü, rektus fasyası ve cilt arasındaki tüm adipoz dokular eksize edildi (suprapubik lipektomi). Ardından, insizyonun lateral uçları subdermislerinden orta hatta rektus fasyasına 2/0 emilebilir poliglaktin sütürler ile sabitlendi. Böylece transvers insizyon vertikal plana getirilmiş oldu. Vertikal planda alt ve üst uçta oluşan cilt kulakçıkları açık üçgen şeklinde eksize edilerek, insizyonun estetik görünümün sağlanması amaçlandı. Daha sonra insizyon kapatıldı. Suprapubik lipektomi ile elde edilen penis uzunluğunun korunması ve tamamlanması amacıyla ventralde penoskrotal bileşkeye “Z plasti” uygulandı.
BULGULAR: Ortanca hasta yaşı 31 (20–67) idi. Hastaların kilolarına göre beş hasta normal kiloda, dokuz hasta aşırı kilolu, beş hasta ise obez iken, hiçbir hasta morbid obez değildi. Ortanca vücut kitle indeksi (VKİ) ise 24,7 (21,8–34,2) kg/m2 idi. Ortalama cerrahi süresi 65±25 dk idi. Ortanca penis boyu uzaması 2,3(1,3–3,6) cm idi (p <0,05). Dört hastada postoperatif yara yeri enfeksiyonu gelişti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Önerdiğimiz cerrahi insizyon tekniği, özellikle hafif-orta obez olan ve penis kısalığından yakınan hastalarda düşük komplikasyon oranları ile optimal estetik sonuçlar elde edilen ve peniste anlamlı uzunluk artışı sağlayan basit, güvenli ve etkili bir cerrahi yöntemdir.
INTRODUCTION: We present a novel suprapubic incision technique to obtain amore esthetical and longer penis appearance in adult patients with complaining buried penis.
METHODS: We retrospectively evaluated medical records of 19 patients who underwent reconstruction of adult buried penis in our clinic between 2013 and 2016. All procedures began with a 8 cm transvers downward crescent incision 2 cm above the penoscrotal junction. After removing all adipose tissue among skin, rectus fascia, and penile root (suprapubic lipectomy), the lateral tips of the incision are fixed in the midline from their subdermis to rectus fascia. Thus, the transvers incision is broughtto vertical plan. The tips of the new vertical incision are extracted like an open triangle to obtain a more esthetical wound suturation. After suturation, a ventral “Z plasty” incision is applied to penoscrotal junction to prevent the dorsal growing penile length.
RESULTS: The median patient age was 31 (20–67). As regarding the weight of the patients, five had normal weight, nine patients were over weight, five patients were obese. None of the patients had morbide obesity. The median body mass index was 24.7 (21.8–34.2) kg/m2. The mean operation time was 65±25 min. The median increase in penile length was 2.3(1.3–3.6) cm (p <0.05). Postoperative wound infection occured in four patients (Clavien Grade 1).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The current incision technique is a simple, safe and successful procedure with minor complications, and obtains an acceptable and significant increase in penile length.

8.
Peyroni hastalığının hafif ve orta şiddetli kurvatur tedavisinde plikasyon ve greftleme cerrahisi ile sonuçlarımız
Treatment of Peyronie’s Disease in mild to moderate penile curvature with plication and grafting surgery
Ahmet Tahra, Eyüp Veli Küçük, Abdurrahman İnkaya
doi: 10.24898/tandro.2017.46547  Sayfalar 6 - 9
GİRİŞ ve AMAÇ: Hafif ve orta şiddetli kurvatur olan (30–75°) Peyronie hastalarında, penil plikasyon ve greft yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2010–2016 yılları arasında Peyronie hastalığı (PH) tanısıyla opere edilen tüm hastalar retrospektif olarak incelendi. Kurvatur derecesi 30–75° olan hastalar plikasyon grubu (n=19) ve greftleme cerrahisi grubu (n=16) olarak değerlendirilerek çalışmaya dahil edildi. Kompleks kurvaturu olan hastalar, kum saati deformitesi olanlar, ‘menteşe’ etkisi görünümü olan hastalar ve ereksiyon problemi nedeniyle penil protez implantasyonu uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların preoperatif ve postoperatif 3. ay, 6. ay ve 12. ayda penil uzunlukları ölçümü yapıldı ve ereksiyon durumları IIEF-5 sorgulama formu kullanılarak değerlendirildi. Başarı, 15° veya daha az kurvatur olması ve ek herhangi bir tedavi almadan ilişki kurabilme olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 52,6±5,4 idi. Her iki grup yaş ve komorbidite olarak birbirine benzer idi. Kurvatur derecesi plikasyon grubunda 45,2°±12,3° iken greftleme grubunda 50,6°±20,1° idi. Plikasyon grubunda üç hastada (%15,7) rekürrent kurvatur gözlenirken hastaların penil boyunda ortalama 2,1±0,9 cm kısalma gözlendi. IEFF-5 formunda 3,4±1,3 artış gözlendi. İnsizyon ve greftleme grubunda, hastaların %93,7’si operasyondan memnun iken, herhangi bir tedaviye gerek olmadan ilişki kurabilen hasta sayısı 13 idi (%81,2). Hastalardan ikisinde (%12,5) rekürrent kurvatur mevcut idi. IEFF-5 formunda 3,1±1,8 artış gözlendi. Her iki grup karşılaştırıldığında, rekürrens her iki grupta da benzer idi. Ortalama IIEF-5 skorunda, her iki grupta benzer artış gözlendi (p=0,8).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hafif ve orta şiddetli kurvaturu olan Peyroni hastalarında, uygun hasta seçiminde, plikasyon tedavisi ile insizyon ve greftleme yöntemleri etkin ve güvenilir tedavilerdir.
INTRODUCTION: It was aimed to compare penile plication and graft methods in patients with mild to moderate curvature (30–75°) in Peyronie’s disease (PD).
METHODS: All patients with PD and operated between 2010–2016 were retrospectively reviewed. Patients with 30 to 75 degrees of curvature were included in the study as a group of plication (n=19) and another group of grafting surgery (n=16). Patients with complex curvatures, hourglass deformities, ‘hinge’ effect appearance, and patients with penile prosthesis implantation due to erection problems were excluded from study. Penile length measurements were taken preoperatively and postoperatively at 3 months, 6 months, and 12 months, and erectile status was assessed using the IIEF-5 questionnaire. Success was assessed as being 15 degrees and less curvature, and establishing relationships without any additional treatment.
RESULTS: The mean age of the patients was 52.6 ± 5.4. Age and comorbidity were similar in both groups. The mean degree of penile curvature was 45.2 ± 12.3 degrees in the plication group and 50.6 ± 20.1 degrees in the graft group. Recurrent curvature was observed in 3 patients (15.7%) in the plication group, whereas on the average 2.1 ± 0.9 cm shortening was observed in penile length of the patients. The mean increase in the IEFF-5 form was 3.4 ± 1.3. In the grafting group, 93.7% of the patients were satisfied with the operation, while the number of patients with whom they were able to establish a relationship without any treatment was 13 (81.2%). Recurrent curvature was present in 2 (12.5%) of the patients. The mean increase in the IEFF-5 form was 3.1±1.8. Recurrence was similar in both groups. Mean IIEF-5 score increase was similar in both groups (p=0.8).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In patients with mild to moderate curvature, plication therapy and grafting surgery are effective and safe treatments in appropriately selected patients with Peyronie’s disease.

9.
Penil plikasyon tekniği uygulanan konjenital penil kurvatür sonuçları
Congenital penile curvature results using penile plication technique
Fuat Kızılay, Mehmet Şahin, Barış Altay
doi: 10.24898/tandro.2017.03779  Sayfalar 10 - 15
GİRİŞ ve AMAÇ: Penil plikasyon tekniği, konjenital penil kurvatür hastalığı tedavisinde kullanılan önemli bir tekniktir. Hastalarımızda bu tekniğinin başarısını ve sonuçlarını analiz etmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Penil plikasyon tekniğiyle opere edilen 50 hastanın verileri retrospektif analiz edildi. Hastalara telefon yoluyla ulaşıldı ve kontrole çağrıldı. Hastaların işlemden genel memnuniyetleri, komplikasyon oranı, hastanede yatış süresi, kurvatür dereceleri, erektil fonksiyonları, ele gelen sertlik hissi sorgulandı.
BULGULAR: Olguların ortalama yaşı 29,75’di (22–48). Ortalama kurvatür derecesi 40,1°’ydi. Hastalarda en sık ventral kurvatür saptandı. En sık saptanan kurvatür derecesi 45°’ydi (%54). 40 hasta (%80) postoperatif birinci gün eksterne edildi. On hastada (%20) ele gelen lezyon hissi mevcuttu. Otuz altı hasta (%72) işlemden genel olarak memnun olduğunu belirtti. Altı hastada minör komplikasyonlar görüldü, hiçbirisi girişim gerektirmedi. On hastada (%20) rezidü 5° kurvatür saptandı, ancak hiçbirisi ikincil cerrahi gerektirmedi. Dört hasta, ele gelen lezyon hissi olduğunu (%8) ve üç hasta, peniste hissizlik olduğunu (%6) bildirdi. Kırk dört hasta, erektil fonksiyonlarında bozulma olmadığını (%88) belirtti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Plikasyon tekniği, konjenital penil kurvatür tedavisinde yüksek hasta memnuniyeti ve düşük komplikasyon oranıyla uygulanan bir yöntemdir. Hastaların operasyondan beklentileri preoperatif dönemde iyi irdelenmeli ve hastaların imkansız beklentiler içerisinde olmaları önlenmelidir. Polyester sütürlerin kullanılmasıyla, ele gelen sertlik hissi azalmıştır.
INTRODUCTION: Penile plication technique is a fundamental technique used in the treatment of congenital penile curvature disease. We aimed to analyze the success rate and results of this technique in our patients.
METHODS: We performed retrospective analysis of 50 patients who underwent penile plication. We reached the patients via telephone and called them for control. Patients’ overall satisfaction associated with the procedure, complication rate, hospitalization time, the degree of curvature, erectile function and feeling of palpable lesion were questioned.
RESULTS: The mean age of the cases was 29.75 (22–48). The mean curvature degree was 40.1. Ventral was the most common curvature direction. The most common curvature degree was 45°. Forty patients (80%) were discharged on the first postoperative day. There was feeling of palpable lesion in 10 patients (20%). Thirty-six patients (% 72) declared that they were generally satisfied with the procedure. Minor complications were seen in 6 patients, none required intervention. Residual 5° curvature was detected in 10 patients (20%), but no secondary surgery was required. Four patients reported feeling of palpable lesion (8%) and 3 patients had penile numbness (6%). Fortyfour patients (88%) reported no deterioration in erectile function.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Plication technique is a frequently performed method in the treatment of congenital penile curvature with a low complication rate and high patient satisfaction. Urologists must pay attention to patients’ expectations from the surgery during the preoperative period and patients must be avoided from having impossible expectations. The use of polyester sutures has reduced the feeling of palpable lesion.

DERLEME
10.
Çalışma hayatının erkek üreme sağlığına etkisi
The impact of working life on men’s reproductive health
Yasemin Hamlacı, Burcu Yılmaz, Nebahat Özerdoğan
doi: 10.24898/tandro.2017.91885  Sayfalar 16 - 21
Yaşam biçimi, beslenme gibi birçok faktörden etkilenen üreme sağlığı, yaşamın büyük bir kısmını kaplayan çalışma hayatından da oldukça etkilenmektedir. Fiziksel ve kimyasal faktörlerin bulunduğu riskli çalışma alanlarında çoğunlukla erkekler çalışmaktadır. Teknoloji alanındaki gelişmeler, sanayi ve endüstride yeni gelişmelere, kimyasallarla çalışılan alanların çoğalmasına ve çevresel faktörlerin olumsuz etkilenmesine yol açmıştır. Toplumda erkeğe yüklenmiş olan evi geçindirme, ailenin maddi yükünü karşılama gibi ekonomi getiri yükü, erkekleri mecbur kaldıkları her işte çalışmaya zorlamıştır. Çalışma yaşamında çeşitli risklerle karşı karşıya kalan erkeğin, üreme sağlığı ve üreyebilme yeteneği de ayrı bir baskı faktörü olarak kabul edilmelidir. Ancak tüm bunlara rağmen, çalışma yaşamının erkek üreme sağlığı üzerindeki etkisi göz ardı edilmektedir. Bu derlemenin ana ekseni de, buradan hareketle, erkeklerin üreme sağlığı üzerindeki mesleki riskler konusunda bilgilendirme yapmaktır.
The reproductive health which is affected by many factors such as lifestyle and nutrition is also highly affected by the working life which covers a large part of life. It is mostly men who are working in hazardous fields with physical and chemical factors. Technical developments led to new developments in industry, the increase of fields working with chemicals, and to the negative impacts on environmental factors. Men are forced to work anywhere under the burden of economic gain; to earn a living and meeting the financial needs of the family are a great social pressure on men. The reproductive health and ability of a man who faces various risks during his working life should be considered as a further pressure factor. However, despite all these, the effects of working life on the reproductive health of men is ignored. On this basis, the main axis of this review is to get information about the occupational risks on the reproductive health of the men.

11.
Benign prostat hiperplazisi ile ilişkili alt üriner sistem yakınmalarının tedavisinde tadalafil 5 mg’ın etkinliği
Efficacy of tadalafil 5 mg in the treatment of benign prostatic hyperplasiarelated lower urinary tract symptoms
Ali Atan
doi: 10.24898/tandro.2017.48303  Sayfalar 22 - 24
BPH ile ilişkili bu alt üriner sistem yakınmalarının tedavisinde tadalafil 5 mg son yıllarda klinik kullanıma girmiş medikal tedavi seçeneklerinden
bir tanesidir. Bu derlemede tadalafil 5 mg’ın BPH/AÜSY için klinik kullanıma girişi ve etkinliği anlatılmaktadır.
In the treatment of BPH-related lower urinary tract symptoms, tadalafil 5 mg is of the medical treatment options that have been used clinically
in recent years. In this review, introduction to clinical use and efficacy of tadalafil 5 mg for BPH/LUTS is described.

12.
Postmenopozal kadınlarda testosteron hormonunun cinsel disfonksiyon tedavisindeki önemi: literatürün gözden geçirilmesi
The importance of testosterone in treatment of sexual dysfunction in postmenopausal women: a review of literature
Cem Yücel, Mehmet Zeynel Keskin, Özgür Çakmak, Zafer Kozacıoğlu
doi: 10.24898/tandro.2017.69926  Sayfalar 25 - 28
Kadın cinsel disfonksiyonu, kadınların %38–63’ünü etkileyen birçok sebebe bağlı bir problemdir. Menopozla birlikte hormonal dengenin değişmesi, kadının cinsel disfonksiyonunu arttırır. Postmenopozal dönemde östrojen ile birlikte testosteron da azalır. Menopozla ortaya çıkan androjen yetersizliği, östrojen azalmasından bağımsız olarak, kronik yorgunluk, depresyon, libido azalması ve cinsel disfonksiyona yol açar. Günümüze kadar yapılmış birçok çalışma, postmenopozal kadınlarda testosteron kullanımının, östrojen terapisinden bağımsız olarak, cinsel istek, cinsel uyarılma, vajinal kan akımı, orgazm sıklığı ve cinsel tatmini olumlu yönde etkilediğini göstermiştir. Mevcut bilgiler androjenlerin kadın cinsel fonksiyonlarında önemli rol oynadığını göstermektedir. Cinsel disfonksiyonu olan postmenopozal kadınlarda transdermal testosteronun tedavide etkili olabileceği gösterilmiştir. Hâlen postmenopozal cinsel disfonksiyon semptomlarının tedavisinin testosteron veya östrojen-testosteron kombinasyonu şeklinde bir hormon preparatı kullanımı için onay alınmamıştır. Testosteron kullanımının etkinliğini ve güvenilirliğini ortaya koyacak uzun süreli çalışmalara gereksinim vardır Bu derlemede testosteron hormonunun postmenopozal kullanımının cinsel disfonksiyon tedavisindeki önemi literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Female sexual dysfunction is a problem associated with many causes affecting 38–63% of women. Alteration of hormonal balance with menopause causes female sexual dysfunction. Testosterone and estrogen levels decrease in the postmenopausal period. Menopause-induced androgen insufficiency may lead to chronic fatigue, depression, decreased libido and sexual dysfunction independent of estrogen deprivation. Many studies have reported that use of testosterone in postmenopausal women positively affects sexual desire, sexual arousal, vaginal blood flow, orgasm frequency and sexual satisfaction. The current data shows that androgens play an important role in female sexual functions. It is shown that transdermal testosterone may be effective in the treatment of postmenopausal women with sexual dysfunction. Currently, no hormone preparation such as testosterone or estrogen-testosterone has been approved in the treatment of postmenopausal sexual dysfunction. In this review, the importance of postmenopausal use of testosterone hormone in sexual dysfunction treatment has been discussed with the guide of current literature

ANDROLOJİ YAYINLARI VE KONGRE TAKVİMİ
13.
Türkiye'deki Androloji Yayınları

Sayfalar 29 - 31
Makale Özeti | Tam Metin PDF