Up
Home Page | Türkçe
Andrology Bulletin Volume: 22 Issue: 2

 




: 22 (2)
Volume: 22  Issue: 2 - 2020
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Page I

2.Reviewers

Page II

3.From the President

Page III

4.From the Editor

Page IV

5.Contents

Page V

ORIGINAL ARTICLE
6.Systematic review of researches related sexual life in infertile couples
Mehtap Gümüşay, Esra Sarı, İlkay Güngör Satılmış
doi: 10.24898/tandro.2020.95914  Pages 74 - 85
AMAÇ: Bu sistematik derlemede infertilitenin cinsel fonksiyon ve cinsel yaşam üzerine etkilerini inceleyen güncel araştırmaların sonuçlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Literatür taraması, Pubmed veritabanında 2007– 2019 yılları arasında yayımlanan makaleler araştırılarak yapılmıştır. Tarama “sexuality, infertility”, “sexual function, infertility”, “sexuality, infertile couple” ve “sexual function, infertile couple” anahtar sözcükleri kullanılarak 5–11 Temmuz 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. İnfertil kadın ve erkeklerin cinsel yaşantılarını ve infertilite cinsellik ilişkisini inceleyen ve dahil etme/dışlama kriterlerine uygun 40 çalışma araştırma kapsamına alınmıştır. “Cinsel benlik kavramı infertil bireylerde ve eşlerinde nasıl etkilenir?”, “İnfertilitenin çiftlerin cinsel ilişkileri üzerinde olumsuz bir etkisi var mı?”, “Cinsel fonksiyon infertiliteden etkileniyor mu?” ve “Cinsel fonksiyon infertilite tedavisinden etkileniyor mu?” soruları değerlendirilmiştir. BULGULAR: İnfertil çiftlerde cinsellik ile ilgili çalışmalar genel olarak tanımlayıcı türde karşılaştırmalı araştırmalar olarak tasarlanmakla birlikte nitel çalışmalar da bulunmaktadır. Çalışmalarda araştırma grubunu genellikle primer ve sekonder infertil kadınlar ve erkekler oluştururken, kontrol grubunu fertil kadınlar ve erkekler oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda infertil kadın ve erkeklerin fertil bireylerle karşılaştırıldığında cinsel disfonksiyon prevalansının (%17–76) daha fazla olduğu gözlenmiştir. İnfertil kadınların FSFI skorlarının fertil kadınlara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. İnfertil kadınların daha düşük seviyede birleşme ve mastürbasyon oranlarına sahip olduğu ve arzu ve uyarılma skorlarını düşük olduğu saptanmıştır. Zamanlanmış cinsel ilişki ve yardımcı üreme teknikleri gibi terapötik müdahalelerin infertil çiftlerin cinsel memnuniyetini etkilediği yönünde çalışmalar bulunmaktadır. Çiftlerin zamanlanmış cinsel ilişki nedenli spontan cinsel birlikteliğinin azaldığı veya kaybolduğu yönünde sorunlar yaşadığı belirlenmiştir. SONUÇ: Literatür incelemesi sonucunda cinselliğin infertilite ve tedavisinden önemli derecede etkilendiği ve infertil bireylerin cinselliğin istek, uyarılma, orgazm ve ağrı boyutlarında zorluklar yaşadığı belirlenmiştir.
OBJECTIVES: In this systematic review, it was aimed to evaluate the results of recent researches that investigating the effects of infertility on sexual function and sexual life. MATERIAL AND METHODS: The literature search was conducted for publications from 2007 to 2019 via the electronic database PubMed. It was conducted on 5–11 July 2019 using the keywords “sexuality, infertility”, “sexual function, infertility”, “sexuality, infertile couple” and “sexual function, infertile couple”. The study included 40 studies investigating the sexual experience of infertile women and men and the relationship between sexuality and infertility according to the inclusion/ exclusion criteria. These researches focus on the questions “How is the concept of sexual self affecting infertile individuals and their partners?”, “Is there a negative effect of infertility on the sexual relations of the couples?”, “Is sexual function affected by infertility?” and “Is sexual function affected by infertility treatment?”. RESULTS: Although sexuality studies in infertile couples are generally designed as descriptive comparative studies, there are qualitative studies. In the studies, primary and secondary infertile women and men constitute the research group, while the control group consists of fertile individuals. Studies have shown that infertile women and men have a higher prevalence of sexual dysfunction (17–76%) compared to fertile individuals. FSFI scores of infertile women were lower than fertile women. It was found that infertile women had low levels of coitus and masturbation rates. There are studies in which therapeutic interventions such as timed intercourse and assisted reproductive techniques affect sexual satisfaction of infertile couples. It was determined that couples had problems that their spontaneous sexual intercourse decreased or disappeared due to timed sexual intercourse. CONCLUSION: As a result of the literature review, sexuality was significantly affected by infertility and its treatment and that infertile individuals had difficulties in sexual desire, arousal, orgasm and pain dimensions.

7.The relationship between primary and secondary male infertility and erectile function
Fatih Fırat, Ünal Öztekin
doi: 10.24898/tandro.2020.60590  Pages 86 - 89
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı primer ve sekonder infertilite ile takip ve tedavi edilen ve cinsel işlev bozukluğuna sebep olabilecek organik patolojilerin olmadığı hasta gruplarında cinsel işlev fonksiyonlarını değerlendirmektir.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Üroloji polikliniğine başvuran 18-45 yaş arası 200 primer ve 76 sekonder infertil erkek hasta iki grup halinde retrospektif değerlendirilmiştir. İki grup arasında sosyodemografik (yaş, vücut kitle indeksi, sigara içme oranı, infertilite süresi) veriler, testosteron değerleri ve IIEF skorları karşılaştırıldı.
BULGULAR: Gruplar arasında yaş ortalamaları 29.4 (primer) ve 34.3 (sekonder) idi(p< 0.001). İnfertilite süresi sekonder infertil grupta istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p=0.019). IIEF skorları açısından gruplar arası anlamlı fark saptanmadı (p=0.959). Primer infertilite grubunda infertilite süresi ile IIEF skorları arasında negatif korelasyon mevcut iken, sekonder infertil grupta anlamlı korelasyon saptanmadı.
SONUÇ: Primer infertilite nedeni ile başvuran erkek hastalarda çiftlerin evlilik sürecini de etkileyebilecek cinsel disfonksiyon sorgulamasının yapılarak bu konuda danışmanlık verilmesini öneriyoruz.
OBJECTIVE: The aim of this study is to evaluate sexual functions in patients with primary and secondary infertility and in patients with organic pathologies that are not followed and treated and may cause sexual dysfunction.
MATRERIAL and METHODS: 200 primary and 76 secondary infertile male patients between the ages of 18 and 45 who applied to the urology outpatient clinic were retrospectively evaluated in two groups. Sociodemographic (age, body mass index, smoking rate, duration of infertility) data, testosterone values and IIEF scores were compared between the two groups.
RESULTS: The mean age of the groups was 29.4 (primary) and 34.3 (secondary) (p <0.001). The duration of infertility was statistically significantly higher in the secondary infertile group (p = 0.019). There was no significant difference between the groups in terms of IIEF scores (p = 0.995). While there was a negative correlation between the duration of infertility and IIEF scores in the primary infertility group, no significant correlation was found in the secondary infertile group.
CONCLUSION: We recommend counseling on this issue by making sexual dysfunction interrogations that may also affect the marriage process of couples in male patients who apply for primary infertility.

8.Investigation of the effect of age factor on semen values in 2866 semen analysis report
Elif Kervancıoğlu Demirci, Gulnaz Kervancıoğlu, Şiir Yıldırım, Gonca Yetkin Yıldırım, İbrahim Polat
doi: 10.24898/tandro.2020.76094  Pages 90 - 93
AMAÇ: Erkeklerde yaş artışının, semen parametrelerinden hacim, konsantrasyon ve progresif motilite üzerine etkisinin araştırılması ve bunun erkek infertilitesindeki yerinin belirlenmesi.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: 2007–2009 yılları arasında hastanemiz infertilite polikliniğine başvuran kadına bağlı infertilitesi olan çiftlerden sağlıklı eşe ait 2866 semen analizinin; yaş artışı ile hacim, mililitredeki spermatozoa sayısı (konsantrasyon), toplam spermatozoa sayısı ve progresif motilitenin ilişkisi retrospektif olarak incelendi. Hastalar yaşa göre üç grupta toplandı. 1. grup (21–30 yaş): 1590 analiz, 2. grup (31–40 yaş): 1118 analiz, 3. grup (41–50 yaş): 158 analiz incelendi.
BULGULAR: Yaş gruplarına göre semen hacim değerleri; 1. grup 2,67±1,37 mL, 2. grup 2,75±1,38 mL, 3. grup 2,31±1,21 mL olarak bulundu. 1. grup ile 3. grup ve 2. grup ile 3. grup kıyaslandığında fark anlamlı bulundu (p=0,001). Grup 1’in toplam progresif motilite oranı (%52,94±3,90), 2. gruba (%52,46±3,50) göre yüksek bulundu (p=0,01). Konsantrasyon ve toplam spermatozoa sayısı gruplar arasında fark göstermedi.
SONUÇ: Toplam progresif motilite 30 yaş altında daha yüksek bulundu. Konsantrasyon ve toplam spermatozoa sayısı ise yaşla değişiklik göstermedi. Ancak semen hacmi 40 yaş üzerindeki erkeklerde, 40 yaş altına kıyasla azalma gösterdi
OBJECTIVE: The aim of the present study is to determine the effect of the increasing age of men on volume, concentration and progressive motility of semen parameters and the role of them on male infertility.
MATRERIAL and METHODS: 2866 semen analysis of 2088 male patients who admitted to an andrology laboratory of a training and research hospital between 2007–2009 were retrospectively analyzed. The relation between increasing age of men and volume, concentration, total sperm count and progressive motility were evaluated. The first group (21–30 years old), second group (41–50 years old) and third group consisted of 1590, 1118 and 158 semen analysis, respectively.
RESULTS: The volume of the semen was determined in groups as 2.67±1.37 mL, 2.75±1.38 mL, 2.31±1.21 mL respectively. The volume was significantly lower in the third group when compared to both the first and second groups (p=0.001). Total progressive motility was higher in first group (% 52.94±3.90), according to the second group (% 52.46±3.50) (p=0.01). Concentration and total sperm count were not significantly different between groups.
CONCLUSION: Semen volume was lower in men over 40 years old. Total progressive motility was higher in men under 30 years old. Concentration and total sperm count did not change according to age.

9.Evaluation of health care students’ knowledge on breast cancer
Pelin Palas Karaca, Refika Genç Koyucu
doi: 10.24898/tandro.2020.72325  Pages 94 - 102
AMAÇ: Araştırma, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda okuyan öğrencilerin meme kanseri konusunda bilgilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Tanımlayıcı nitelikteki araştırma, 2017–2018 Öğretim yılı/güz yarıyılında Balıkesir Üniversitesi Sağlık Hizmetleri kız öğrencileriyle yürütülmüştür (N=117). Veriler araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanan, öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri ile “Meme Kanseri ve Kendi Kendine Meme Muayenesi Uygulamalarına İlişkin Bilgileri değerlendiren formlar ile değerlendirildi. Elde edilen veriler SPSS 20,0 programı kullanılarak tanımlayıcı veriler, ortalama, standart sapma, sayı ve yüzdelik dağılımları ile gösterilmiştir. Verilerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Öğrencilerin yaş ortalaması 18,85±3,6, menarş yaş ortalaması 13,45±1,26’dır. Meme anatomisini bildiklerini ifade eden öğrencilerin oranı %68,4, meme kanseri ve kendi kendine muayene hakkında bilgi sahibi olduğunu belirten öğrencilerin oranı %74,4 tür. Araştırmada öğrencilerin, yarıya yakını %39,3 meme kanseri ile ilgili bilgilerini televizyon, radyo, gazete ve dergilerden aldıklarını belirlendi. Meme kanseri hakkında bilgisi olan öğrencilerin, kendi kendine meme muayenesinin başlama yaşını bilme daha yüksekti (p<0,05). “Yakın akrabalarında meme kanseri olması meme kanseri riskini arttırıyor, “Kadın olmak meme kanseri riskini arttırıyor”, “Bir göğsünde kanser olması diğer göğsünde kanser gelişme riskini arttırıyor” öğrencilerin en çok katıldığı meme risk faktörüne ilişkin ifadelerdir.
SONUÇ: Bu çalışmada öğrencilerin çoğunun meme kanseri hakkında bilgi sahibi oldukları gözükmektedir. Bununla birlikte, kendi kendine meme muayenesi ve önemi ile ilgili bilgileri yetersizdir. Meme kanseri ile ilgili bazı risk faktörlerinin öğrenciler tarafından daha iyi bilindiği görülmektedir.
OBJECTIVE: The research was conducted to evaluate the knowledge of “Breast cancer” of the students attending health vocational high school.
MATRERIAL and METHODS: This descriptive study was conducted with female students in the health services department of a university (n=117). The sociodemographic characteristics of the students and their knowledge about breast cancer were evaluated with the forms developed by the researchers based on the literature. The obtained data are shown with descriptive data, mean, standard deviation, number and percentage distributions using SPSS 20.0 program. Chi square test was used to compare the data.
RESULTS: The mean age of the students was 18.85±3.6 and the mean age of menarche was 13.45±1.26. The frequency of students who stated that they knew the breast anatomy was 68.4%, and the frequency of students who stated that they had knowledge about breast cancer and self-examination was 74.4%. Nearly half of the students (39.3%) stated that they obtained their knowledge about breast cancer from television, radio, newspapers and magazines. Students who have knowledge about breast cancer were more likely to know the age of onset of selfexamination (p<0.05). “Having breast cancer in close relatives increases the risk of breast cancer, “Being a woman increases the risk of breast cancer”, “Having a cancer in one breast increases the risk of developing cancer in the other breast” were the statements related to the breast cancer risk factors that students participated most.
CONCLUSION: Most of the students seem to have knowledge about breast cancer. Nevertheless, the frequency of lack of information about breast self-examination and its importance is high. It is seen that some risk factors related to breast cancer are better known by the students.

10.Evaluation of the effectiveness of antioxidant complex treatment in idiopatic male infertility
Ünal Öztekin, Fatih Fırat
doi: 10.24898/tandro.2020.62687  Pages 103 - 107
AMAÇ: İnfertil erkeklerin semen analizlerinde görülen oligoastenoteratozoospermi durumunun %30’undan fazlasında etiyolojik bir neden bulunamaz ve idiopatik infertilite olarak tanımlanır. Bu çalışmanın amacı, etiyolojik bir neden tespit edilemeyen ve idiopatik erkek infertilitesi olarak kabul edilen hastalarda antioksidan kompleks kullanımının, semen parametreleri üzerindeki etkisini değerlendirmektir.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Çalışmaya, Ocak 2018 – Ocak 2020 arasında idiopatik erkek infertilitesi tanısı konulan, primer veya nüks varikoseli, hormonal patolojisi olmayan ve testis hacimleri normal olarak değerlendirilen 92 hasta alınmıştır. Tüm hastalar, içeriğinde L-arjinin, L-karnitin, Magnezyum, Ginseng ekstresi, çinko, Koenzim Q10, Vitamin D, Selenyum olan ve gıda takviye edici olarak adlandırılan preparatlardan, yaklaşık sekiz saatte bir olmak üzere günde üç kez düzenli olarak altı ay boyunca kullandı. Tedavi öncesinde ve sonrasındaki 6. ayda semen parametreleri çalışılarak, değişimler analiz edildi.
BULGULAR: Hastaların yaş aralığı 20–40 (ortalama: 28,9) idi. Antioksidan tedavi öncesi ve sonrası semen parametreleri karşılaştırıldığında semen hacminde anlamlı bir değişim gözlenmedi. Sperm sayısı, progresif ve total motilite incelendiğinde altı aylık tedavi sonrası anlamlı düzelme mevcuttu (p<0,05)
SONUÇ: Oksidatif stres erkek faktörlü infertilitenin önemli nedenlerinden biridir ve tedavisinde antioksidan kompleks ajanlar kullanılmaktadır. Çalışmamızın sonuçları antioksidan tedavinin sperm patolojilerini iyileştirmeye katkı sağlayabileceğini düşündürmektedir. Bu açıdan tedavi edilebilir etiyolojik faktör saptanamayan ve idiopatik infertilite olarak kabul edilen hastalarda antioksidan kompleks tedaviler önerilebilir.
OBJECTIVE: In male infertility in more than 30% of oligoasthenoteratozoospermia patients etiological cause cannot be found and it is defined as idiopathic infertility. The aim of this study is to evaluate the effect of antioxidant complex treatment on semen parameters in patients whose etiological cause can not be identified and considered as idiopathic male infertility.
MATRERIAL and METHODS: Ninety two patients patients with idiopathic male infertility diagnosed between January 2018 and January 2020, without primary or recurrent varicocele, without hormonal pathology and with normal testicular volumes were included in the study. All patients used three times a day regularly for 6 months, from supplements that contain L-arginine, L-carnitine, Magnesium, Ginseng extract, zinc, Coenzyme Q10, Vitamin D and Selenium. The semen parameters were evaluated before and 6 months after the treatment and the changes were analyzed.
RESULTS: The age range of the patients was 20-40 (mean: 28.9). Semen parameters were compared before and after antioxidant treatment and there was no significant change in semen volume. There was a significant improvement after 6 months of treatment in sperm count, progressive and total motility (p <0.05)
CONCLUSION: Oxidative stress is one of the important causes of male factor infertility and antioxidant complex agents are used in the treatment. The results of our study suggest that antioxidant therapy can contribute to improving sperm pathologies. In this regard, antioxidant complex treatments can be recommended in patients who cannot be detected as a curable etiological factor and are considered as idiopathic infertility.

11.The evidence based association of testosterone replacement therapy and prostatic carcinoma, cardiovascular system, and neurological pathologies: Is it preventive or triggering factor
Ali Atan, İsa Özbey
doi: 10.24898/tandro.2020.27132  Pages 108 - 112
Testosteron (T), hipotalamus, hipofiz ve testis arasındaki bağlantı sonucu üretilen bir hormondur. T’un pek çok organ ve sistem üzerinde olumlu etkiler gösterdiği bilinmektedir. Bu faydalı etkilerine karşın, prostat, kardiyovasküler sistem (KVS) ve serebrovasküler olaylar (CVA) üzerinde bazı olumsuz etkiler oluşturduğu ile ilgili endişeler de vardır. T’un prostat kanseri ile olan ilişkisi son yıllarda yoğun olarak çalışılmış ve endojen T düzeyi ile T replasman tedavisi (TRT)’nin prostat kanseri oluşumunda bir etkisinin olmadığı gösterilmiştir. Ancak yeni çalışmalar TRT’nin iskemik serebrovasküler inme, geçici iskemik atak ve miyokard enfarktüsü riskini artırdığı, bu riskin ilk iki yılda fazla olduğu ve tedavinin ikinci yılından sonra stabil hale geldiği bildirilmiştir. Son yayınlar, yaşlı erkeklerde özellikle tedavinin ilk iki yılında TRT’nin KVS ve nörolojik zararlarının faydalarından daha ağır bastığına işaret etmektedir. Bu derlemede, mevcut uluslararası literatür gözden geçirilerek, TRT’nin prostat, KVS ve CVA üzerindeki etkileri sunulmaktadır.
Testosterone (T) is a hormone produced by the connection between the hypothalamus, pituitary and testis. It is known that T has positive effects on many organs and systems. In spite of these beneficial effects, there are concerns about some adverse effects on the prostate, cardiovascular system (CVS) and cerebrovascular accident (CVA). The association of T with prostate cancer, CVS and CVA have been intensively studied in recent years and it has been shown that endogenous T levels and T-replacement therapy (TRT) have no effect on prostate cancer formation. However, current use of TRT among aging men with low testosterone levels was associated with an increased risk of a composite of ischemic stroke, transient ischemic attack, and myocardial infarction. The association was highest in the first 2 years of use. In aging men, the potential cardiovascular and cerebrovascular risks of TRT should be weighed against its expected benefits. In this review, we present the effects of TRT on the prostate, CVS and CVA by reviewing the current international literature.

REVIEW
12.The treatment approaches in acute and chronic bacterial prostatitis cases
Sefa Resim
doi: 10.24898/tandro.2020.28190  Pages 113 - 123
Prostatit, ürologların günlük hasta pratiklerindeki en can sıkıcı problemlerden birisidir. Fizyopatolojisi tam olarak bilinmemektedir. Prostatit’lerin sınıflandırılmasında, Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) konsensus panelinin 1999 yılındaki yeni klasifikasyonu kullanılmaktadır. Yirmi yaş üzeri erkeklerin; %2–12’si hayatlarının belli bir döneminde prostatit semptomları yaşamakta ve bunların da yaklaşık olarak %10’u, bakteriyel prostatit’tir (Akut veya kronik). Akut bakteriyel prostatit, ortaya çıkışı bakımından gürültülü bir tablo oluşturmaktadır. Akut bakteriyel prostatit; genel ürosepsis tablosu ile birlikte ciddi üriner enfeksiyon, irritatif ve obstrüktif işeme semptomları ile karakterizedir ve antimikrobiyal tedaviye hemen cevap vermektedir. Kronik bakteriyel prostatit (CBP) ise, tüm prostatit olgularının %3–4’ünden sorumludur. 50 yaş altı hastalığı olarak bilinse de her yaş grubundan erkek etkilenebilmektedir. Kronik bakteriyel prostatit, genellikle hafif-orta pelvik semptomlar ve aralıklı akut üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkilidir. Hastaların %60–80’inde uzun süreli antimikrobiyal tedavi küratif olabilmektedir. İlk basamak tedavisi olarak, Florokinolon grubu ilaçlar verilmektedir. E. Koli ve Enterobacteriasea ailesinin diğer üyelerinin neden olduğu CBP’de bakteriyel eradikasyon, yaklaşık %70’ler civarındadır. Optimal tedavi süresi olarak minimum 4 hafta tedavinin gerekliliği ileri sürülmektedir. Prostatit tablolarının birbirine dönüşme özelliği bulunmaktadır. Akut bakteriyel prostatit hastalarının %10 kadarında kronik bakteriyel prostatit gelişebilmekte ve kronik bakteriyel prostatit hastalarının da yaklaşık %10’u kronik pelvik ağrı sendromuna dönüşebilmektedir.
Prostatitis is one of the most annoying problems in urologists’ daily patient practices. Its physiopathology is not fully known. The new classification of the American National Institute of Health (NIH) consensus panel in 1999 is used for the classification of prostatitis. Men over the age of 20; 2-12% of them experience prostatitis symptoms in a certain period of their lives, and about 10% of them are bacterial prostatitis (acute or chronic). Acute bacterial prostatitis creates a noisy picture in terms of its occurrence. Acute bacterial prostatitis; It is characterized by severe urinary infection, irritative and obstructive voiding symptoms together with the general urosepsis table and responds immediately to antimicrobial therapy. Chronic bacterial prostatitis (CBP) is responsible for 3-4% of all prostatitis cases. Although it is known as a disease under 50, men can be affected from any age group. Chronic bacterial prostatitis is often associated with mild to moderate pelvic symptoms and intermittent acute urinary tract infections. Longterm antimicrobial therapy can be curative in 60-80% of patients. As first-line therapy, fluoroquinolone drugs are given. Bacterial eradication in CBP caused by E. Koli and other members of the Enterobacteriasea family is about 70%. It is suggested that a minimum of 4 weeks of treatment is required as an optimal treatment period. Prostatitis tables have the ability to transform into each other. About 10% of patients with acute bacterial prostatitis can develop chronic bacterial prostatitis, and about 10% of patients with chronic bacterial prostatitis can turn into chronic pelvic pain syndrome

13.Penile Doppler Ultrasonography: Techniques and Interpretation
Özgür Efiloğlu, BULENT EROL
doi: 10.24898/tandro.2020.57614  Pages 124 - 128
Penil doppler ultrasonografik görüntüleme ve beraberinde fonksiyonel değerlendirme için yapılan intrakavernozal enjeksiyon, erektil hemodinamiğin objektif bir şekilde ölçülmesini sağlarken korporeal veno-oklüziv işlev bozukluğu (venöz kaçak), arteriyel yetmezlik, penil arteriovenöz şantlar, kavernozal fibrozis ve Peyronie hastalığı tanısında kullanılmaktadır.
Penil doppler ultrasonun avantajı prosedürün minimal invaziv olması ve kavernöz arterlerin normal arteriyel tepkisini tanımlamak için hastalarda tarama testi olarak kullanılabilmesidir. Peyronie hastalığında ve tedaviye yanıtsız erektil disfonksiyonu olan hastalara, pelvik travma öyküsü veya penis şaftının kırıklarına cerrahi müdahale veya daha invaziv vasküler incelemelerden önce penil doppler ultrason önerilmelidir. Yapana bağımlı bir teknik olduğundan oluşturulan protokollerin standardizasyonu ve bu standartlara göre uygulanması gerekmektedir.
Penile doppler ultrasonographic imaging and associated intracavernosal injection for functional evaluation provide objective measurement of erectil hemodynamics while it is used in the diagnosis of corporeal veno-occlusive dysfunction (venous leakage), arterial insufficiency, penilearteriovenous shunts, cavernosal fibrosis and Peyronie's disease.
The advantage of the penile doppler ultrasound is that the procedure is minimally invasive and can be used as a screening test in patients to identify normal arterial response of the cavernous arteries. In Peyronie's disease and to patients with erectile dysfunction unresponsive to treatment, Penile doppler ultrasound should be offered before a history of pelvic trauma or fracture of the penile shaft or prior to more invasive vascular examinations. Since it is a technique dependent to the constructor, the established protocols should be standardized and applied according to these standards.

14.Menopause and andropause: Similarities and difference
Okan Vardar, Sevgi Özkan, Pınar Serçekuş
doi: 10.24898/tandro.2020.04796  Pages 129 - 136
Menopoz, tanım olarak herkesçe kabul gören bir anlama sahip olsa da andropoz için aynı durum söz konusu değildir. Menopoz ile menstruel kanama ve fertilite son bulmaktadır. Ancak erkek fertilitesi, yaşa bağlı olarak azalsa da bir sona ermeden söz edilemediği için bazı kesimlerce andropoz kelimesi yanlış bir kullanım olarak görülmektedir. İki dönem de orta yaşlardan itibaren kadın ve erkek yaşamına dâhil olmakla birlikte bazı benzerliklere ve farklılıklara sahiptir. Pek çok toplumda menopoz ve andropoz kelimesi birbirinin yerine kullanılmakta hatta bazı kesimlerce andropoz erkek menopozu olarak anılmaktadır. Bu makalede menopoz ve andropozun özellikleri, semptomları, benzer ve farklı yönlerinden söz edilmektedir.
Although menopause has a generally accepted meaning by definition, this is not the case for andropause. With menopause, menstrual bleeding and fertility ends. However, although male fertility decreases due to age, there is no mention of an ending, andropause is seen by some as an incorrect use of the word. Both periods have been included in the life of men and women from middle ages, but have some similarities and differences. In many societies, the word menopause and andropause are used interchangeably. Even, in some, andropause is referred to as male menopause. In this article, features, symptoms, similar and different aspects of menopause and andropause are discussed.

15.Management of vaginismus man in the treatment process
Niyazi Umut Özdemir, Emre Çiydem
doi: 10.24898/tandro.2020.16362  Pages 137 - 143
Vajinismus sorunu yaşayan kadının cinsel partnerine vajinismus erkeği adı verilmektedir. Vajinismus tablosunun ortaya çıkışı, kronikleşmesi ya da zaman içinde kendiliğinden ortadan kalkmasında erkek cinsel partnerin önemli bir yerinin olduğu düşünülmektedir. Vajinismus erkeğinin tedavi sürecinde doğru yönetilmesi tedavi başarısının en önemli belirleyicilerinden biridir. Tedaviye yön veren uzman, vajinismus erkeğinin mizacını, soruna ve eşine olan tutumunu göz önünde bulunduran özel bir yaklaşım sergilemelidir. Vajinismus erkeğinde genel popülasyona kıyasla daha yüksek oranda cinsel işlev bozukluğu görülebileceği görüşünün yanı sıra bu sorunlar arasında birlikteliğin olmadığı da bildirilmektedir. Vajinismusa eşlik eden ve erkeklerde görülen cinsel işlev bozuklukları çiftin sorunu olarak ele alınmadığında kolaylıkla gözden kaçabilir. Ancak bu durumun başlangıçtan beri varolan primer bir bozukluk mu yoksa vajinismusa tepki olarak sonradan ortaya çıkan sekonder bir bozukluk mu olduğu konusu tartışmalıdır. Vajinusmus sorunu yaşayan kadının partnerinde cinsel işlev bozukluklarının gözden kaçırılmaması, kadınla eş zamanlı olarak tedavi edilmesi, prognozun ve çiftin cinsel yaşamının kalitesinin belirlenmesinde önemlidir. Vajinismus tedavisi, soruna “vajinismus çiftinin” bir sorunu olarak değerlendiren, başlangıçtan itibaren ürologları ve erkeği de tedavi sürecine dâhil eden bir yaklaşımla yürütülmelidir.
The sexual partner of the woman who has vaginismus problem is called vaginismus man. It is thought that male sexual partner has an important role in the emergence, chronicity or spontaneous disappearance of vaginismus. Proper management of vaginismus man in the treatment process is one of the most important determinants of treatment success. The specialist who directs the treatment should take a special approach that takes into account the temperament of the vaginismus man, his attitude towards the problem and his wife. It is reported that there is no association between these problems in addition to the opinion that vaginismus man may have a higher rate of sexual dysfunction compared to the general population. Sexual dysfunction associated with vaginismus and seen in men can easily be overlooked when not considered as a couple’s problem. However, it is controversial whether this is a primary disorder that has been present since the beginning or a secondary disorder that occurs later in response to vaginismus. It is important to determine the sexual prognosis and the quality of the couple’s sexual life. Vaginismus treatment should be carried out with an approach that treats the problem as a problem of the “vaginismus couple”, and includes urologists and men from the outset in the treatment process.

16.Publications and Congress Calendar of Andrology

Pages 144 - 148
Abstract | Full Text PDF